KIB-TEK: Nepotizm, Sırtımıza Binen Yük ve Aymazlık!

KIB-TEK’te işe alım süreci başlı başına skandal iddialarla dolu. Bunlardan biri de çocuk tacizcisinin sınava alınmasının son anda engellenmesi…

Selda Bektaş
10/09/2023 13:19
KIB-TEK: Nepotizm, Sırtımıza Binen Yük ve Aymazlık!
Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu (KIB-TEK) önce şaibeli sınavla, sonrasında da yeterlilikleri belirsiz sınavsız-münhalsiz işe alımlarla çalkalandı. Kuruma toplam 141 kişi istihdam edildi… Geçici işçi statüsünde işe alınan 63 kişinin net maaşı 24 bin TL; sınavla alınan 78 kişinin ise maaşı 28 ile 31 bin TL arasında. Direk işe alınanlar arasında psikolog, fizyoterapist, röntgencinin de bulunduğu iddia edildi. Buna ‘iddia’ diyoruz çünkü bu işe alınanların personel belgeleri henüz ilgili bölüme verilmiş değil. Kısacası birilerinin yakın akrabaları olduğu biliniyorlar ancak ne meslekleri; ne de karakter belgeleri ortada yok… Bugün özel sektör çalışanının eline net 15 bin 750 TL geçiyor.  Bu maaştan elektrik faturaları da çıkıyor.  Diğer bir deyişle, nepotizm bize fatura olarak dönüyor… Üstelik batmış bir kurumdaki yük ağırlaşıyor; özelleştirilmeye doğru adım adım ilerliyor… Öte yandan geçici işçi statüsünde işe alınanlar arasında sadece Yönetim Kurulu üyeleri ve Genel Müdürü’nün yakın akrabaları da yok. Sayıştaylık raporu ile ilgili soruşturma devam ederken, Polis Genel Müdürü’nün oğlunun da yayımlanan listede adının bulunması ne kadar doğru, ne kadar etik? Sınav da başlı başına sıkıntılı… Kuruma yakın kaynaklar, 14 yaşında bir kız çocuğunu ‘alı koymak, taciz’ gibi 4 suçu bulunan birinin de karakter belgesine bakılmaksızın sınava çağrıldığını; son anda bunun engellendiğini iddia ediyor. Fark edilememiş olsa bir pedofili de kurumda işe başlayacaktı… Hak, hukuk, adalet, ahlak kavramlarının giderek anlamını yitirdiği, birinin ‘tanıdığı’ olmanın önem kazandığı, yüzlerin kızarmadığı vicdan yoksunu bir topluma dönüşüyoruz; dönüştük. Partizanca istihdamlar bu ülkede hep tartışıla geldi. HP Enerji Komitesi Başkanı, KIB-TEK Yönetim Kurulu'nun eski asbaşkanlarından Yusuf Avcıoğlu ile MESELEde, KIB-TEK özelinde istihdamları ve bunun toplumdaki karşılığını konuştuk. İşe alımlar nasıl olmalı? Geçici işçilerin alımı ile ilgili yasa ne diyor?  Partizanca istihdamlar kendi döneminde yapılmadı mı? Polis Genel Müdürü’nün oğlunun işe alınması neden sakıncalı?
  • Kıb-Tek sınavları ile ilgili şaibeler sizin paylaşımlarınızla patlak verdi. Hemen ardından da geçici işçilerin alımları tartışılmaya başlandı. Birilerinin, damadı, oğlu, kızı işe alındı…  Yasa ne diyor bununla ilgili?
Kıb-Tek diğer devlet dairelerinden daha ayrı bir statüye sahip. Kurumda, sendika ile yönetim arasında bir toplu iş sözleşmesi var; kadro hizmet şemaları var. Bu kadro hizmet şeması altında da aranan nitelikler var. Toplu iş sözleşmesinde, sendika ile yönetimin mutabık kalması gerekiyor bir şeylerin değişebilmesi için. Yönetim kafasına göre bir adım atamıyor. Burada böyle bir mutabakat görmüyoruz. Siz bu işçilere elektrik mühendisinin yapacağı işi yaptırırsanız ki öyle yapılıyor; sıkıntılı bir durum ortaya çıkıyor.
  • Kurumda ‘geçici işçi’ ne yapar?
Aslında geçici işçiye bahar döneminde, trafo merkezlerinde yangın çıkmaması için ot temizliği yaptırılır. Bu süreç 1 ay sürer, o dönem için işe alınırlar. Biri elektrik mühendisliği yapacaksa bu ‘geçici bir iş’ değildir. Ülkemizde biri bir kuruma geçici olarak girdiğinde, onu işten çıkarabilecek siyasi parti var mı? Tartışılır… Ortada geçici bir görev olması lazım, bu alımlarda geçici bir görev görmüyoruz. [caption id="attachment_45375" align="alignnone" width="785"] . HP Enerji Komitesi Başkanı, KIB-TEK Yönetim Kurulu'nun eski asbaşkanlarından Yusuf Avcıoğlu ile MESELE’de, KIB-TEK özelinde istihdamları ve bunun toplumdaki karşılığını konuştuk.[/caption]
  • Kurumun bünyesinde kimler çalışabilir?
Elektrik mühendisi, elektrik teknisyeni, makine mühendisi, makine teknisyeni, muhasebe, hukuk gibi bölümler var. Bu bölümlere de girebilecekler ‘kadro hizmet şemasında’ belirlenmiştir ve yönetimle- sendika arasında imza altına da alınmıştır. Örneğin bir psikoloğun, bir fizyoterapistin kurum kadrosunda yeri yoktur. Kurumda geçici olarak yapılacak işlere baktığımızda, ot temizliği olabilir trafo merkezlerinde. Bunun dışında geçici bir hizmet yok. Geçici işçi statüsünde alınan kişilerin, elektrik kurumu ile alakası yok. Bu geçici işçileri ne için aldınız? Ne görev yapacaklar? Bir tanım da yok. Başvuru da almadılar. Duyurmadılar da… Geçici işçiler neye göre değerlendirilerek alındı? Neden Ahmet değil de, Mehmet? Buna dair bir şey yok. Burada Anayasanın fırsat eşitliği ilkesine aykırı bir durum var. Şimdi bu geçici alınanlara elektrik mühendisliği veya teknisyenliği yaptıracaklar.  Burada Çalışma Yasası ile ilgili çelişkiler de doğacak. Bir elektrik mühendisinin alacağı hak ve ayrıcalıklardan yararlanamayacaklar…
  • Peki, bu 63 kişi içinden kurumun işine yarayabilecek yeterliliğe sahip kişiler var mı?
Bunu da bilmiyoruz. Bu kişilerin isim listesi var. Meslek grupları, yaşları yok. Bildiğim kadarıyla hastanelerden rapor almaları gerekiyor; sabıka kaydı için polisten belge almaları gerekiyor. Ancak seçim yöntemi zaten başlı başına sorunlu. Partizanca, akraba ilişkileri ile işe alındıklarını görebiliyoruz. Bakıyoruz, Yönetim Kurulu Başkanı’nın yeğeni, Yönetim Kurulu üyesinin nişanlısı, diğer Yönetim Kurulu üyesinin oğlu ve gelini, başka bir Yönetim Kurulu üyesinin damadı… Şansa bakın, 572 kişiden seçilenlerin (direk alım ve sınav) hepsi Yönetim Kurulu’nun akrabaları ile başlıyor. Bunlara ilaveten Polis Genel Müdürü’nün oğlunun ismi geçiyor basında. Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın korumasının kardeşinin ismi geçiyor liste içerisinde. Buna benzer çok örnek var…
  • PGM Müdürü’nün oğlunun KIB-TEK’te işe başlaması neden sakıncalı?
Şöyle bir sakınca doğurur… Birincisi o 65 kişinin belirlenmesi sakıncalı. Bir fırsat eşitliği sunulmadı. İkincisi ise, bugün KIB-TEK’in gerek kadrolarında gerekse de Yönetim Kurulu’nda bulunan bazı kişilerin hakkında Sayıştay raporu, Maliye Teftiş Kurulu raporu olduğunu, bu raporlarda isimlerinin geçtiğini biliyoruz. Bunların bazılar mahkeme sürecinde. Bu yargı sürecinde emareleri sunacak, raporları hazırlayacak olan kim? Polis… Bu soruşturma süreçleri varken, polisin bir aile bireyi olmaması gereken bir şekilde işe girdiğinde, ister istemez vatandaşların güveni sarsılıyor. Hem polise, hem de ülkenin ‘devlet’ oluşuna… İnsanlar şunu düşünüyor, “başka ayrıcalıklar da devlet içerisinde başkalarına tanınacak mı?”…
  • Nepotizmin elbette sosyolojik olarak toplumda bir karşılığı var. Ancak genel bir çerçeve çizersek, teknik olarak kurumda nasıl bir karşılığı olacak?
Öncellikle kurumda ihtiyaç neydi? Bu belirlendi mi istihdam süreci başlarken? Hayır, bu belirlenmedi… 30 yıldır orada çalışanlar var; emekli oluyorlar. Personel sayısı gittikçe azalıyor. Ben göreve başladığımda 640 olan personel sayısı bugün 550 civarında. Personel ihtiyacı elbette var. Kaç elektrik mühendisine ihtiyaç var? Kaç makine mühendisi ve ya teknisyene ihtiyaç var? Buna yönelik bir çalışma yok. Bu işe alınanlar, ihtiyaç duyulan meslek gruplarından alınmadı. Kurumla alakası olmayan meslek gruplarından insanların işe girdiğini görüyoruz. Kurumun masa başı çalışacak kişiden çok sahada, arazide, direklerde, santrallerde, yeraltı kablolarında çalışabilecek teknik personele ihtiyacı var. Burası 7-24 ülkeye elektrik sağlamakla yükümlü teknik bir kurum. Burayı memur gibi çalışacak kişilerle doldurursanız, hizmet kalitesini düşürürsünüz;  bu da daha fazla elektrik kesintisi demek. Öte yandan kurumun personel giderleri artar; elektrik faturalarına ilave maliyet olarak bize yansır. 
  • Batmak üzere olan bir kuruma, insanların gözüne sokarak bu istihdamların yapılması ne anlama geliyor?
Özellikle son 2-3 senedir, kurumun getirildiği nokta sebebiyle vatandaş açısından baktığınızda mali olarak güçsüz duruma düşürülmüş, ödemelerini, yatırımlarını yapamayan bir kurum var. Bakımların yapılmaması sebebiyle hizmet kalitesinin düştüğü; yandaşların istihdamıyla hizmet kalitesinin daha da düşürüldüğü bir kurum var... “Daha çevreci yaklaşımlarla, daha ucuz elektrik alabilecekken alamıyorum, dönüp bir de elektrik kesintileri sebebiyle mağdur oluyorum” diyor vatandaş. Sanayici açısından da üretimde kayıp anlamına geliyor tüm bunlar. Vatandaş şuna getiriliyor, “özelleştirilsin de hizmet alayım”… Vatandaş bu noktaya politik olarak getiriliyor. 2013 yılında Türkiye ile imzalanan protokolde kurumun özelleştirilmesi konusu vardı. Toplumda ciddi bir tepkiye yol açınca, bu madde kaldırıldı. Hükümettekilerin aklının bir köşesinde kaldı bu konu. “Türkiye özelleştirme ister”… Böylece kurum bu noktaya bilerek getirildi…
  • Özelleştirme ne getirir, ne götürür?
Örnekleri önümüzde. Kıbrıs Türk Hava Yollarımız vardı. Hem uygun fiyata hem de kaliteli bir hizmet alıyorduk. Şimdi özel şirketlerin tekeline kalmış durumdayız. Asgari ücretin yarısı kadar uçak bileti parası ödeyip, buradan ancak Adana’ya gidebiliyoruz… Akaryakıt tedariki özel şirketlerin elinde. Yeri geliyor talep ettikleri zam yapılmazsa, ortalıktan tüp gaz kayboluyor veya yakıt bitiyor. Benzer bir durum mobil haberleşmede söz konusu. Ödediğimiz faturaları Türkiye ile kıyasladığımızda, astronomik fiyatlar söz konusu. Bunu dengeleyebilecek bir devlet kurumu yok.
  • 2013 yılındaki tepkiyi vatandaş verecek durumda değil…
Bu sadece elektrik anlamında değil, başka bir sektör de olsa vatandaş tepki verecek durumda değil. Çünkü hem bir hayal kırıklığı var siyaset anlamında hem de bir ekonomik çöküntü içerisinde toplum. Şuan içinde bulunduğumuz ekonomik durum nedeniyle, önce kendi aile bireylerini kurtarma çabası içinde insanlar. Dolayısıyla başkasının ne durumda olduğu, öncelikli değil. Herkes kendi gemisini kurtarma çabası içinde. İster istemez toplum olarak bencilleşiyoruz.
  • Siz de Halkın Partisi’nin bir üyesi olarak Yönetim Kurulu’ndaydınız. Sizin zamanınızda ‘kayırma’lar olmadı mı?
Biz 2018 yılının mart ayında göreve geldik. İlk işimiz kurumun analizini yapmak oldu. Gerek santral durumu; gerekse personel durumuna ilişkin raporlar hazırladık. Üretimin raporunu hazırlayıp, geleceğe yönelik bir projeksiyon hazırladık. O elektriği ne ile üretirsek daha düşük maliyetle çevreci bir yöntem olur. Bunu 3 ay içerisinde hazırlayıp (Doğalgaz ile elektrik üretimi), dönemin bakanı Özdil Nami’ye sunduk. Bu kabul görmedi. Farklı üretim modelleri üzerine de araştırma yapmamızı istedi. Diğer alternatif modellerini de araştırıp 146 sayfalık bir rapor daha hazırladık maliyetleri ile birlikte ve sunduk. Niyet yatırım yapmak olmadığı için bundan da onay alamadık. Biz de başka bir yöntem geliştirdik. İhale Yasası’nda, “asgari ücretin 100 katından fazla yatırım yapılacaksa uluslararası, bunu Bakanlar Kurulu’na götürmeniz gerekiyor. Biz Bakan’ı aşamadığımız için bunu Bakanlar Kurulu’na götüremedik. “ Biz ulusal ihaleye çıkıyoruz” diyerek bir yönetim kurulu kararı aldık. Böylece Bakan’ı bypass ettik. Bunu yaptığımızda hükümet krizi ortaya çıktı. Özdil bey, Başbakan’a ‘istifa’ kartını çıkarınca, Yönetim Kurulu Başkanımız görevden alındı; ihale iptal edildi. 4’lü hükümet döneminde istihdam yapmadık ama akabinde kurulan UBP-HP hükümeti döneminde istihdam yaptık.
  • Kaç kişilik bir istihdamınız oldu?
28 kişi santrale, 8 kişi çağrı merkezine şeklinde çıktık münhale. 27 santral, 8 çağrı merkezi olarak sonuçlandırdık münhali. Sınavı da, ODTÜ Kalkanlı ile bir protokol imzaladık. Soruları üniversite hazırladı; üniversite salonlarında yapıldı. Gözetmenler de yine üniversitedendi. Sınav kağıtlarına da ODTÜ kontrol etti. Bize sonuçları gönderdi; adayları sıraladı. Biz de en yüksek not olan 35 kişiyi işe aldık. Herhangi birinin akrabası olup olmadığına bakmaksızın, sınav sonuçlarına göre işe alım yapıldı. Böyle de yapılması gerekiyordu… Yazı/ Selda Bektaş Fotoğraf/ Yusuf Gündüz