Kurallarla hareket edip, yasalara tüzüklere uyulan ortalama her kara parçasında iyi olan, korunarak geliştirilir.
Altyapı yetersiz.
Okullar yetersiz.
Polis yetersiz.
Hastane de.
Cezaevi, yollar, kanalizasyon, ulaşım da öyle…
Kurallarla hareket edip, yasalara tüzüklere uyulan ortalama her kara parçasında iyi olan, korunarak geliştirilir.
Bizde ise durum tam tersi.
Bilenler bilir, aile iş yerimizin bulunduğu bölge, Türkiye’den göçmen olarak gelenlerin yoğun olarak çalıştığı, yaşadığı Lefkoşa Surlariçi’nde...
Haliyle bu bölgedeki arkadaşlarla, insanlarla da temasımız, iletişimimiz yoğun...
Zaman zaman da ‘memleket meselelerini’ konuşur tartışır; bu arkadaşlarımın, dostlarımın fikirlerini alırım.
Hepsi de işi gücü yerinde, vergisini veren insanlar.
Son zamanlarda çoğunun kamu hizmetlerinin çökmesinden dolayı şikayetleri söz konusu.
Ve yine çoğunun kesiştiği ortak nokta -ki bu birebir bölgedeki konuşmalarımın sohbetlerimin size aktarımıdır- giriş çıkışların daha sıkı kontrol edilmesi ve vatandaşlıklara bir çizgi çekilmesidir.
VATANDAŞLIKLARDA BİR ÇİZGİ ÇEKİLMELİ
Türkiye’de asgari ücretin artması sonrası, buraya gelen çalışan sayısında düşüş olduğu gözlemleniyor.
“Kıbrıs hem pahalı hem kazanç düşük. Daha iyi burada kalırım” diyerek, KKTC’de çalışma yönündeki tercih düşüyor.
Onların yerine üçüncü dünya ülkelerinden gelenler çalışıyor.
Ya da öğrenci maksatlı gelip, çalışma yaşamına, kayıtlı ya da kayıt dışı katılanlar...
Yine kendi deneyimimden yola çıkarak bir olguyu aktarmak istiyorum. Özellikle Türkiye’den çalışmak için gelen göçmenlerin vatandaşlıktaki tercihi, çalışma izni yenilenmesindeki prosedürden kurtulmaktır. Bunu birçoğundan duyduğum için rahatlıkla aktarıyorum.
Hele ki artık çalışma yaşamında üçüncü dünya ülkesinden gelenlerin arttığı bir ortamda, vatandaşlıklarda artık çizginin çekilme zamanı geldi.
ÇALIŞMA İZİNLERİNE DE KOTA GETİRİLMELİ
Çalışanın önce kendisinin, daha sonra da ailesinin geldiği bir sistem içerisinde yaratılan yükün de önüne geçilmeli.
Bu konuda çok uzağa değil, tam dibimize, güney komşularımızın ne yaptığına bakmak bir fikir verebilir sanırım.
Güney Kıbrıs’ta, yanılmıyorsam 3 ya da 4 yıl çalışan bir işçinin, (yine yanılmıyorsam) 6 ay yurt dışında kalıp tekrar gelip çalışma gibi bir uygulama söz konusu.
Evet, elbette ki çok kültürlülük güzeldir ama onun da bir sınırı olması gerektiğini düşünürüm.
Beni tanıyanlar, insan ayırımı yapmadığı faşist ya da ırkçı olmadığımı çok iyi bilir.
Lakin bazı noktalarda sınırın daha net belirlenmesi ve daha sıkı kontrol uygulamalarının gelmesi ve geliştirilmesi şarttır.
Hali hazırda tam bir ‘çorba’ haline gelen adanın kuzeyinde geriye kalan, kalabilen her ne ise kurtarmak için.
Yoksa...
Bu gidişatın hiç ama hiç hayrımıza olmadığını anlamak için müneccim olmaya gerek yok.
Bu ülkeyi biraz sevmek, sevebilmek yeter de artar bile.