Mustafa Şener Başsavcılığı İşaret Etti: Talimatla Savcılık Olmaz!
Ağır Ceza Savunma Avukatı Mustafa Şener, “Rahatsızlık, Başsavcılık kurumunun, yargı bağımsızlığını ve adil yargılamayı zedeler şekildeki tutum ve davranışlarıdır.”
Selda Bektaş
02/11/2023 12:00
Ağır Ceza Savunma Avukatı Mustafa Şener, “Rahatsızlık, Başsavcılık kurumunun, yargı bağımsızlığını ve adil yargılamayı zedeler şekildeki tutum ve davranışlarıdır.”
Ceza davalarının makul sürede tamamlanmaması özellikle tutuklu yargılananlar için büyük sıkıntılara yol açıyor.
KKTC Anayasası’nın 18’inci maddesinin 4’üncü fıkrası “bir suçtan sanık herkesin, suçluluğu yasaya uygun olarak ispat edilinceye kadar suçsuz sayıldığını” ifade eder.
Ancak mahkeme, suç işlediğine dair makul şüphe bulunan bir kişiyi, mahkeme süreci boyunca, takdiriyle “hükümsüz tutuklu” olarak cezaevine gönderebilir.
Buraya kadar bir sorun yok.
Sorun sürecin uzaması; duruşmaların ertelenmesi ve bu davaların aylarca hatta yıllarca bir karara bağlanamaması…
Örneğin 1 buçuk yıldır cezaevinde yargılanmayı bekleyen bir sanık yakını bu gecikmeye ilişkin, “Her duruşma sürekli erteleniyor. Yakınımızın psikolojisi bozuldu. Her geçen gün adalete inancımız sarsılıyor. Umudumuz tükeniyor. Ne olacaksa olsun artık. Böyle beklemek bizi kahrediyor” diyor ve ekliyor:
Çocuğumuz masum çıkarsa ne olacak?
Peki, bu süreç neden uzuyor?
Yüksek Mahkeme Yargıcı Narin Şefik’in Kıbrıs Postası’nda yaptığı açıklamaya göre sürecin uzamasındaki en önemli etken ağır ceza davalarındaki dosya sayısının her yıl katlanarak artması ve yargıç sayısının yetersiz kalması…
Ancak Ağır Ceza Savunma Avukatı Mustafa Şener, bu sorunun başlıca sebebi olarak Başsavcılığı işaret ediyor; Dosyalar incelenmeden, eksiklikleri giderilmeden ağır cezaya sevk ediliyor, duruşmalar bir türlü başlayamıyor. Dosyalar artıyor. Mahkemeler bu yükün altında eziliyor…
Ceza Avukatı Mustafa Şener’le, MESELE’de uzayan süreci, 'adalet'i ve sistemi konuştuk…
[caption id="attachment_53583" align="alignnone" width="785"]
Avukat Mustafa Şener, MESELE'de Selda Bektaş'ın sorunlarını yanıtladı...[/caption]
SIKINTI NEREDE BAŞLIYOR?
Bir ceza savunma avukatı olarak sizce sıkıntı nerede başlıyor?
Ben konuyu sadece mahkemelerdeki yargıç eksikliğine bağlamıyorum. Yargı, içinde avukatı, savcısı, yargıcıyla bir bütündür.
Yargı sürecinde özellikle ağır cezalık dosyalarda ‘PI’ dediğimiz ilk tahkikat safhasının bugünkü gelişen dünya teknolojisinin gerisinde kalması, ağır cezaya havale edilmesi gereken dosyalardaki sürecin uzamasına sebebiyet veriyor.
Birinci adım olarak, ağır ceza kapsamında olan davalarda ilk tahkikat denilen sürecin güncellenmesi; evrakların, ifadelerin ve davada kullanılacak olan tüm delillerin daha hızlı bir şekilde avukatlara ve yargıya verilmesi gerekir ki ilk tahkikat safhası tamamlanarak ağır ceza safhasına geçilebilsin.
Bu süreç bazı ciddi davalarda 3 ayı veya 6 ayı bulabiliyor ki ilk tahkikat yargılama değildir. İlk tahkikat meselesine bir çözüm üretilmesi gerekiyor.
Bugün mahkemelerde savcılığın dosyalamış olduğu ceza davalarının aslında suç unsuru içermeyen, gerekli şekilde etüt edilmeyen davalar olduğu; savcılığın bu davalarda ısrarcı olduğunu da görmekteyiz. Dava sayısının da bu nedenle artmış olduğunu söyleyebilirim.
“TAM OLARAK SUÇ OLUŞTURMAYAN DOSYALAR
AĞIR CEZAYA SEVK EDİLİYOR…”
Ağır cezaya sevk edilemeyecek dosyalar mı sevk ediliyor ağır cezaya? Ne demek istediniz?
Tam olarak suç oluşturmayan ve iyi etüt edilmeyen, iyi araştırılmayan, araştırılıp ek ifadelerin konması gereken dosyalar dahi eksik olarak mahkeme önüne getiriliyor ve bu dosyalarda ısrarcı olunuyor.
Bu dosyalardaki artışın diğer bir nedeni de plansız olarak nüfusumuzun artması ve nüfus sayımızın bilinmemesi. Ülkedeki yabancı kesimin ‘kim’ olduğunun bilinmemesi ve buna bağlı olarak da gelişen bazı suçların vuku bulması…
Bazı örgüt bağlantılı kişiler de buraya gelmektedir. Bunlar yabancı örgütlerden de olabiliyor. Bunlara da hiç dikkat edilmemektedir. Bu da polisimiz açısından bir eksikliktir.
Özellikle son 3-4 yıldır bu daha da büyük bir sorun haline geldi.
Geçtiğimiz aylarda yayımlanan Küresel Organize Suçlar Endeksi Raporu’nda da Interpol tarafından aranan çok sayıda kişinin Kuzey Kıbrıs’ta yaşadığı belirtilmişti…
Doğrudur ancak şunu da söylemeliyim ki, İnterpol tarafından aranan isimler polisin bilgisine gelmesi halinde, gerekli işlem yapılmaktadır. Burada polisin hakkını teslim etmek gerek…
[caption id="attachment_53584" align="alignnone" width="600"]
Avukat Mustafa Şener[/caption]
Konunun başına dönersek, “savcılığın önüne gelen dosyaların tahkikatı tamamlanmadan ağır cezaya sevki nedeniyle de davaların arttığını” söylediniz…
Sadece ağır cezalık davalarda değil, ‘serien’ yargılanan davalarda da aynı sorun yaşanıyor. Serien yargılanan davalar 5 yıla kadar hapis cezası gerektiren suçlarla ilgili davalardır. 5 yıldan daha fazla ceza gerektiren suçlar ise ağır cezalık davalardır.
İlk tahkikat dediğimiz müessese ağır cezalık davalarda uygulanır; bu süre kaybıdır.
Alt mahkemede yapılan ‘seri’ yargılamalar ise normalde hızlı bir şekilde yapılmakla birlikte bazı davalar, ‘eksik araştırma-soruşturma-eksik tahkikat’ olduğu bilinmesine rağmen savcılığın bu davaları ısrarla ileriye götürmeye çalışması bu duruşmaların açılmasına ve ilerlemesine engel oluyor.
Savcılık bu davaları anayasal yetkisini kullanarak geri çekebileceği gibi; eksiklikleri giderip mahkeme önüne getirmesi gerekirken, bunu yapmayarak eksik dosyaları mahkeme önüne koyuyor.
“TALİMATLA SAVCILIK OLMAZ”
Dosya mahkemeye eksikliklerle geldiğinde ne oluyor?
Bu süreç böyle olduğu zaman biraz önce bahsettiğim gibi, mahkemelerin üstünde bir yük oluşuyor ve mahkemeler bu yükün altında eziliyor.
Bir bakıyorsunuz, mahkemeler sanki 'bu işe çözüm bulamıyor' noktasına geliyor. Aslında biz avukatlar bu davaların eksik olduğunu, tahkikatların, araştırmaların eksik yapıldığını söylüyoruz.
“Tamamlayın dosyalarınızı buna göre mahkemeye getirin ki, biz de buna göre değerlendirme yapalım” diyoruz ancak “tamamdır” deyip dosyayı getiriyorlar.
“Duruşmalara başlayalım” diyoruz, başlayamıyorlar…
Neden?
“Tanıklarımızı celp ettik, gelemiyorlar”, “geldi”, emareler yok…
Peki, davayı neden götürüyorsunuz?
“Bize öyle talimat geldi” deniyor…
Talimatla savcılık olmayacağını defalardır söylüyorum. Sadece Başsavcının talimatı ile savcılıların savcılık yapmaması gerektiğini söylüyorum.
Başsavcılığın talimatına tabi ki saygı duyacak savcılar ancak onların da kendi hukuki görüşleri vardır ve Anayasa’ya göre de bağımsızdırlar.
Bu şekliyle savcılık bağımsızlıktan uzaklaşıyor. Yargı bağımsızlığını da olumsuz etkiliyor. Burada sorun davaları dosyalayan savcılık kanadında başlıyor. Ancak bunu da mahkemelere mal etmeye çalışan bir savcılık görüyorum.
“ADALETSİZLİK İNANCI DOĞUYOR…”
Evet, dosyalar yığılıyor yargılamaların sonuçlandırılması uzun sürüyor. Ancak öte tarafta tutuklu ve tutuksuz yargılananlar için bir adalet arayışı var… Bu, neye yol açıyor?
Bu öncelikle adalete olan güvenimizi sarsıyor. Kişi yargılanmayı ve aklanmayı ya da bir suçu varsa mahkum olmayı bekliyor. Adalet uygulandığı zaman kamuoyu tarafından da hissedilmesi gerekir. Hukukumuzda bir söz vardır, “Geciken adalet, adalet değildir”…
Bunu yaşayan kendi müvekkillerim de var.
Savcılık bu dosyaları bu şekilde mahkeme önüne yığınca, mahkeme de hangi davayı açacağına karar veremiyor. İçeride yargılanmayı bekleyen kişiler, belki de suçsuz ve beraat edecekler.
Sonunda “pardon” diyeceğiz. Geriye sadece içeride geçen travmatik durum kalacak.
Bunun yanında sanıklar arasında şöyle bir adaletsizlik inancı da doğuyor bazı davalarda:
Örneğin çok sanıklı bir davanın 5 sanığı tutuklu; 2 sanığı tutuksuz yargılanıyor… Davalar başlayamıyor… İçeride yargılanmayı bekleyenler için de bir adaletsizlik doğuyor. Bunlar adalete, mahkemeye olan inancın azalmasına sebep oluyor.
Bu inanç azaldık sonra da toplumda başka arayışlar ortaya çıkacaktır…
“ADALET ARAYIŞI BAŞKA ŞEKİLDE ORTAYA ÇIKABİLİR…”
Ne gibi?
Kendi adaletini kendi sağlama ihtiyacı başlayacaktır. Hukuk davalarında insanlar başka şekilde çare arayacaktır. Ceza davalarında başka çarelere gidip, tanıdıkları vasıtasıyla ne yapabileceklerine bakacaklar. Bu sistemin çürümesine neden olacak unsurdur…
“’TEK ADAMLIK’ YARGI BAĞIMSIZLIĞINI ZEDELER”
“Talimatla savcılık olmaz” dediniz… Nasıl bir talimattan bahsediyorsunuz?
Başsavcılık bir kurumdur. Bu kurumun içinde savcılarımız vardır. Savcılarımız da hukuk eğitimi almış bilgili insanlardır. Onların da kendi inisiyatifi çerçevesinde bazı kararlar alma yetkileri ve hakları vardır. Bu yetkiler ve haklar bu savcıların elinden alınır ve her yapılacak işlemin Başsavcılığa sorularak yapılması noktasına gelirse, bu kurum olmaktan çıkan ‘tek adam’ yönetimine gelir. Benim gördüğüm ‘tek adamlık’ adaletteki yargı bağımsızlığını ciddi anlamda zedeler…
Mahkemelerdeki yükün azaltılması avukatların sorumluluğu olduğu kadar savcılığın da sorumluluğudur.
İstinaf davalarında durum nedir?
Alt mahkemenin hapislik verdiği bir sanığın istinaf hakkı vardır.
Türkiye’deki uygulamada istinafı dosyaladıktan sonra, kişiye hapislik verilmiş olsa dahi, o kişi cezaevinden tahliye edilir, istinafın temyizi beklenir. Bizde bunun tam tersidir.
Bizde istinaf dosyalandıktan sonra da alt mahkemenin verdiği cezayı çekmeye devam edersiniz. Buradaki sıkıntı alt mahkemelerdeki yargıçlarımızdan ziyade istinaf mahkemelerindeki yargıç sayısının eksikliğidir. Bu da anayasal değişlik gerektirir.
Bu yapılmadan Yüksek Mahkeme’deki yargıç sayısını artırmak mümkün değildir. Burada esas nokta 'masumiyet karinesi'dir…
İstinaf mahkemesindeki sorunların erken çözülmesi gerekir. Ya da istinaf süresince masumiyet karinesi devreye gireceği için, bununla ilgili bir yasal düzenlemenin yürürlüğe girmesi gerekir. Bu konuda ciddi çalışmalar yapılmalı...
“MÜCADELEMİZ YARGI BAĞIMSIZLIĞI İÇİNDİR…”
Son olarak ne eklemek istersiniz?
Bu ülkede ‘yasamaya’ da ‘yürütmeye’ de çok ciddi müdahaleler söz konusudur. Bugüne kadar bariz bir şekilde müdahaleye tabi olmayan mahkemelerimizdir. Bu nedenle mahkemelerimizin bağımsızlığı bizim için çok önemlidir. Mücadelemiz, mahkemelerin ve yargının bağımsızlığı içindir.
Rahatsızlık, Başsavcılık kurumunun, yargı bağımsızlığını ve adil yargılamayı zedeler şekildeki tutum ve davranışlarıdır.
Yüksek Mahkeme’deki yargıçlarımızın sayısının artırılması gerektiği inancındayım ki, “geciken adalet, adalet değildir” prensibinden yol çıkarsak, istinafların erken zaman çözümlenmesi ve kişilerin adalete olan inancının geri kazanılması…
Röportaj/Selda Bektaş
Avukat Mustafa Şener, MESELE'de Selda Bektaş'ın sorunlarını yanıtladı...[/caption]
SIKINTI NEREDE BAŞLIYOR?
Bir ceza savunma avukatı olarak sizce sıkıntı nerede başlıyor?
Ben konuyu sadece mahkemelerdeki yargıç eksikliğine bağlamıyorum. Yargı, içinde avukatı, savcısı, yargıcıyla bir bütündür.
Yargı sürecinde özellikle ağır cezalık dosyalarda ‘PI’ dediğimiz ilk tahkikat safhasının bugünkü gelişen dünya teknolojisinin gerisinde kalması, ağır cezaya havale edilmesi gereken dosyalardaki sürecin uzamasına sebebiyet veriyor.
Birinci adım olarak, ağır ceza kapsamında olan davalarda ilk tahkikat denilen sürecin güncellenmesi; evrakların, ifadelerin ve davada kullanılacak olan tüm delillerin daha hızlı bir şekilde avukatlara ve yargıya verilmesi gerekir ki ilk tahkikat safhası tamamlanarak ağır ceza safhasına geçilebilsin.
Bu süreç bazı ciddi davalarda 3 ayı veya 6 ayı bulabiliyor ki ilk tahkikat yargılama değildir. İlk tahkikat meselesine bir çözüm üretilmesi gerekiyor.
Bugün mahkemelerde savcılığın dosyalamış olduğu ceza davalarının aslında suç unsuru içermeyen, gerekli şekilde etüt edilmeyen davalar olduğu; savcılığın bu davalarda ısrarcı olduğunu da görmekteyiz. Dava sayısının da bu nedenle artmış olduğunu söyleyebilirim.
“TAM OLARAK SUÇ OLUŞTURMAYAN DOSYALAR
AĞIR CEZAYA SEVK EDİLİYOR…”
Ağır cezaya sevk edilemeyecek dosyalar mı sevk ediliyor ağır cezaya? Ne demek istediniz?
Tam olarak suç oluşturmayan ve iyi etüt edilmeyen, iyi araştırılmayan, araştırılıp ek ifadelerin konması gereken dosyalar dahi eksik olarak mahkeme önüne getiriliyor ve bu dosyalarda ısrarcı olunuyor.
Bu dosyalardaki artışın diğer bir nedeni de plansız olarak nüfusumuzun artması ve nüfus sayımızın bilinmemesi. Ülkedeki yabancı kesimin ‘kim’ olduğunun bilinmemesi ve buna bağlı olarak da gelişen bazı suçların vuku bulması…
Bazı örgüt bağlantılı kişiler de buraya gelmektedir. Bunlar yabancı örgütlerden de olabiliyor. Bunlara da hiç dikkat edilmemektedir. Bu da polisimiz açısından bir eksikliktir.
Özellikle son 3-4 yıldır bu daha da büyük bir sorun haline geldi.
Geçtiğimiz aylarda yayımlanan Küresel Organize Suçlar Endeksi Raporu’nda da Interpol tarafından aranan çok sayıda kişinin Kuzey Kıbrıs’ta yaşadığı belirtilmişti…
Doğrudur ancak şunu da söylemeliyim ki, İnterpol tarafından aranan isimler polisin bilgisine gelmesi halinde, gerekli işlem yapılmaktadır. Burada polisin hakkını teslim etmek gerek…
[caption id="attachment_53584" align="alignnone" width="600"]
Avukat Mustafa Şener[/caption]
Konunun başına dönersek, “savcılığın önüne gelen dosyaların tahkikatı tamamlanmadan ağır cezaya sevki nedeniyle de davaların arttığını” söylediniz…
Sadece ağır cezalık davalarda değil, ‘serien’ yargılanan davalarda da aynı sorun yaşanıyor. Serien yargılanan davalar 5 yıla kadar hapis cezası gerektiren suçlarla ilgili davalardır. 5 yıldan daha fazla ceza gerektiren suçlar ise ağır cezalık davalardır.
İlk tahkikat dediğimiz müessese ağır cezalık davalarda uygulanır; bu süre kaybıdır.
Alt mahkemede yapılan ‘seri’ yargılamalar ise normalde hızlı bir şekilde yapılmakla birlikte bazı davalar, ‘eksik araştırma-soruşturma-eksik tahkikat’ olduğu bilinmesine rağmen savcılığın bu davaları ısrarla ileriye götürmeye çalışması bu duruşmaların açılmasına ve ilerlemesine engel oluyor.
Savcılık bu davaları anayasal yetkisini kullanarak geri çekebileceği gibi; eksiklikleri giderip mahkeme önüne getirmesi gerekirken, bunu yapmayarak eksik dosyaları mahkeme önüne koyuyor.
“TALİMATLA SAVCILIK OLMAZ”
Dosya mahkemeye eksikliklerle geldiğinde ne oluyor?
Bu süreç böyle olduğu zaman biraz önce bahsettiğim gibi, mahkemelerin üstünde bir yük oluşuyor ve mahkemeler bu yükün altında eziliyor.
Bir bakıyorsunuz, mahkemeler sanki 'bu işe çözüm bulamıyor' noktasına geliyor. Aslında biz avukatlar bu davaların eksik olduğunu, tahkikatların, araştırmaların eksik yapıldığını söylüyoruz.
“Tamamlayın dosyalarınızı buna göre mahkemeye getirin ki, biz de buna göre değerlendirme yapalım” diyoruz ancak “tamamdır” deyip dosyayı getiriyorlar.
“Duruşmalara başlayalım” diyoruz, başlayamıyorlar…
Neden?
“Tanıklarımızı celp ettik, gelemiyorlar”, “geldi”, emareler yok…
Peki, davayı neden götürüyorsunuz?
“Bize öyle talimat geldi” deniyor…
Talimatla savcılık olmayacağını defalardır söylüyorum. Sadece Başsavcının talimatı ile savcılıların savcılık yapmaması gerektiğini söylüyorum.
Başsavcılığın talimatına tabi ki saygı duyacak savcılar ancak onların da kendi hukuki görüşleri vardır ve Anayasa’ya göre de bağımsızdırlar.
Bu şekliyle savcılık bağımsızlıktan uzaklaşıyor. Yargı bağımsızlığını da olumsuz etkiliyor. Burada sorun davaları dosyalayan savcılık kanadında başlıyor. Ancak bunu da mahkemelere mal etmeye çalışan bir savcılık görüyorum.
“ADALETSİZLİK İNANCI DOĞUYOR…”
Evet, dosyalar yığılıyor yargılamaların sonuçlandırılması uzun sürüyor. Ancak öte tarafta tutuklu ve tutuksuz yargılananlar için bir adalet arayışı var… Bu, neye yol açıyor?
Bu öncelikle adalete olan güvenimizi sarsıyor. Kişi yargılanmayı ve aklanmayı ya da bir suçu varsa mahkum olmayı bekliyor. Adalet uygulandığı zaman kamuoyu tarafından da hissedilmesi gerekir. Hukukumuzda bir söz vardır, “Geciken adalet, adalet değildir”…
Bunu yaşayan kendi müvekkillerim de var.
Savcılık bu dosyaları bu şekilde mahkeme önüne yığınca, mahkeme de hangi davayı açacağına karar veremiyor. İçeride yargılanmayı bekleyen kişiler, belki de suçsuz ve beraat edecekler.
Sonunda “pardon” diyeceğiz. Geriye sadece içeride geçen travmatik durum kalacak.
Bunun yanında sanıklar arasında şöyle bir adaletsizlik inancı da doğuyor bazı davalarda:
Örneğin çok sanıklı bir davanın 5 sanığı tutuklu; 2 sanığı tutuksuz yargılanıyor… Davalar başlayamıyor… İçeride yargılanmayı bekleyenler için de bir adaletsizlik doğuyor. Bunlar adalete, mahkemeye olan inancın azalmasına sebep oluyor.
Bu inanç azaldık sonra da toplumda başka arayışlar ortaya çıkacaktır…
“ADALET ARAYIŞI BAŞKA ŞEKİLDE ORTAYA ÇIKABİLİR…”
Ne gibi?
Kendi adaletini kendi sağlama ihtiyacı başlayacaktır. Hukuk davalarında insanlar başka şekilde çare arayacaktır. Ceza davalarında başka çarelere gidip, tanıdıkları vasıtasıyla ne yapabileceklerine bakacaklar. Bu sistemin çürümesine neden olacak unsurdur…
“’TEK ADAMLIK’ YARGI BAĞIMSIZLIĞINI ZEDELER”
“Talimatla savcılık olmaz” dediniz… Nasıl bir talimattan bahsediyorsunuz?
Başsavcılık bir kurumdur. Bu kurumun içinde savcılarımız vardır. Savcılarımız da hukuk eğitimi almış bilgili insanlardır. Onların da kendi inisiyatifi çerçevesinde bazı kararlar alma yetkileri ve hakları vardır. Bu yetkiler ve haklar bu savcıların elinden alınır ve her yapılacak işlemin Başsavcılığa sorularak yapılması noktasına gelirse, bu kurum olmaktan çıkan ‘tek adam’ yönetimine gelir. Benim gördüğüm ‘tek adamlık’ adaletteki yargı bağımsızlığını ciddi anlamda zedeler…
Mahkemelerdeki yükün azaltılması avukatların sorumluluğu olduğu kadar savcılığın da sorumluluğudur.
İstinaf davalarında durum nedir?
Alt mahkemenin hapislik verdiği bir sanığın istinaf hakkı vardır.
Türkiye’deki uygulamada istinafı dosyaladıktan sonra, kişiye hapislik verilmiş olsa dahi, o kişi cezaevinden tahliye edilir, istinafın temyizi beklenir. Bizde bunun tam tersidir.
Bizde istinaf dosyalandıktan sonra da alt mahkemenin verdiği cezayı çekmeye devam edersiniz. Buradaki sıkıntı alt mahkemelerdeki yargıçlarımızdan ziyade istinaf mahkemelerindeki yargıç sayısının eksikliğidir. Bu da anayasal değişlik gerektirir.
Bu yapılmadan Yüksek Mahkeme’deki yargıç sayısını artırmak mümkün değildir. Burada esas nokta 'masumiyet karinesi'dir…
İstinaf mahkemesindeki sorunların erken çözülmesi gerekir. Ya da istinaf süresince masumiyet karinesi devreye gireceği için, bununla ilgili bir yasal düzenlemenin yürürlüğe girmesi gerekir. Bu konuda ciddi çalışmalar yapılmalı...
“MÜCADELEMİZ YARGI BAĞIMSIZLIĞI İÇİNDİR…”
Son olarak ne eklemek istersiniz?
Bu ülkede ‘yasamaya’ da ‘yürütmeye’ de çok ciddi müdahaleler söz konusudur. Bugüne kadar bariz bir şekilde müdahaleye tabi olmayan mahkemelerimizdir. Bu nedenle mahkemelerimizin bağımsızlığı bizim için çok önemlidir. Mücadelemiz, mahkemelerin ve yargının bağımsızlığı içindir.
Rahatsızlık, Başsavcılık kurumunun, yargı bağımsızlığını ve adil yargılamayı zedeler şekildeki tutum ve davranışlarıdır.
Yüksek Mahkeme’deki yargıçlarımızın sayısının artırılması gerektiği inancındayım ki, “geciken adalet, adalet değildir” prensibinden yol çıkarsak, istinafların erken zaman çözümlenmesi ve kişilerin adalete olan inancının geri kazanılması…
Röportaj/Selda Bektaş