Acı Ama Gerçek Bir Realite: Ama Burası Kuzey Kıbrıs

Bu yazımda sizlere yine bürokrasideki deneyim ve anılardan bir demet sunmak istedim.

Aral Moral
03/11/2023 09:47
Acı Ama Gerçek Bir Realite:  Ama Burası Kuzey Kıbrıs
Zaman zaman en çok tartışılan konulardan biridir... Birilerinin bizi kendine ‘benzettiği’ söylemi... Ya da bizim birilerini kendimize benzettiğimiz. Konuya, gelişen olaylara veya dönem dönem ortada duran olgulara göre bireyler olarak her iki uca da kaydığımız oluyor. Bizi endişeye sürükleyen bir gelişme karşısında, tam Kıbrıslı şivesiyle “Bizi da gendilerine benzettiler” deriz. Ya da “Bunları da kendimize benzettik” gibi... Bu yazımda sizlere yine bürokrasideki deneyim ve anılardan bir demet sunmak istedim. İçişlerindeki görev dönemimde, parti programı doğrultusunda ülke giriş çıkışlarını kontrol etmek ve ülke içindekilerini kayıt altına almak için İkamet ve Vizeler Tüzüğü hazırlanmış ve yürürlüğe girmişti. Tabii ülkedeki bazı “böyle geldi böyle gider, bana kimse ellemesin, rahatım bozulmasın”  korosu buna karşı çıksa da tüzüğün işlevselliği ve yönetenler açısından faydası kısa sürede görülmüştü. Tüzüğün maddelerinden bir tanesi de ülkede yaşayan ve vatandaş olmayan kişilerin, burada ikamet ederken nasıl ve ne ile (gelir anlamında) yaşamlarını sürdürdüklerini kanıtlamaları gerekliliğiydi. Tüzüğün kişilere yüklediği sorumluluklarla ilgili yaşanan tartışmalarda dikkatimi çeken ve aslında Kuzey Kıbrıs’ın, Kıbrıs’ın kuzeyinin, KKTC’nin (böylece farklı ideolojilerdeki okuru da mutlu ettik) algısıyla ilgili en önemli nokta İngilizlerle ilgili olandı. Ülkede ev almış ve emekliliklerini yaşayan İngilizler de ‘rahatı bozulanlar’ korosunda yer almıştı. Gelip bizlerle yaptıkları görüşmelerde “Siz bizim burada ne ile yaşadığımızı ne ile geçindiğimizi, ne gelirimiz olduğunu niye soruyorsunuz ki” diye sorular yöneltmişti. Bizler de onlara “Ülkenize girişte bizlere cebimizde kaç para olduğunu sizin yöneticileriniz de soruyor” diye karşılık verdiğimizde aldığımız cevap, kimin kime benzediği sorusuna adeta bir cevap gibi olmuştu. İngiliz beyefendi bize aynen şunu söyledi: “Ama burası Kuzey Kıbrıs...” Doğru ya... Burası Kuzey Kıbrıs. Burada istediğiniz gibi yaşarsınız ama kayıtlı olmaya gerek yok. Ortada bir sürü nerden geldiği belli olmayan, ne iş yaptığı belli olmayan garip garip tipler, milyonluk arabalarla sokakta dolaşır ama paranın nerden geldiğini sormaya gerek yok. Adanın sahil bölgelerine gidersiniz, suratına baktığınızda yemeden içmeden kesilebileceğiniz korkunç tipte bir sürü insan vardır ama kimdir, nedir ne iş yapar diye sormaya da gerek yok. Dünyanın birçok ülkesinden olanca karanlık tip elini kolunu sallayarak gezer ama sorsanız en güvenli ülkelerden biriyiz. Kuzey Kıbrıs, Kıbrıs’ın kuzey, KKTC...  Kim ne derse, ne kabul ederse, ne söylemek isterse söylesin. Sonuçta üzerinde yaşadığımız kara parçası, sadece bir ülkenin değil, birçok ülkenin arka bahçesi olma yolunda hızla ilerliyor. “Bize neyle geçindiğimizi soramazsınız” diyen İngiliz’e dönecek olursak sevgili okur... Lütfen söyler misin; biz mi birilerine benziyoruz, yoksa birilerini bize mi benzetiyoruz... Bu soru ülke nüfusu kadar dünyanın en bilinmez sorularından biri galiba... Ne dersiniz?