"Ben Çocuğumun Saçlarını Okşar Gibi Mezarına Dokunuyorum"

6 Şubat depreminde İsias Otel enkazında kalarak hayatını kaybeden Serin İpekçioğlu’nun annesi Pervin Aksoy İpekçioğlu duruşmanın ikinci gününde dinlendi.

Serhan Kablan
04/01/2024 14:22
"Ben Çocuğumun Saçlarını Okşar Gibi Mezarına Dokunuyorum"
6 Şubat depreminde İsias Otel enkazında kalarak hayatını kaybeden Serin İpekçioğlu’nun annesi Pervin Aksoy İpekçioğlu duruşmanın ikinci gününde dinlendi. Pervin Aksoy İpekçioğlu’nun ifadeleri: “Ben kızımı buraya güle oynaya getirdim. Kızımın cenazesini elime verdiniz. Sizin yüzünüzden bunlar. Oteli sağlam yapmışsınız. Ahlaksızsınız vicdansızsınız. Katilsiniz. Dün bize bir sürü yalan anlattın. Efe ve Fatih bey, babanızın önünde el pençe divan durmak değildir. İnsana saygı duymak bu kadar insanın önünde saygılı olmaktır. Olay günü ben kafileye veli olarak katıldım. Takım kaptanıydı. Maalesef İsias diye bu oteli seçtik. Ben kalbimi oraya gömdüm. Olay gecesi 12’ye doğru uyudum. 10 gibi kızımı gördüm. Çok heyecanlıydı maç heyecanıydı. Üç arkadaş beraber uydular ve biz onları öyle bulduk. 04:17’de çok şiddetli sarsıntı ile uyandım. Abajur açıktı. 04:18’de elektrikler kesildi Adıyaman’da. Srlin diye bağırmaya başladım. Yataktan fırladım, bir adım attım yerin yarıldığını gördüm başıma tavan düştü. Ellerimi koydum, parmaklarımda yara vardı. Geriye doğru düştüm. Yeter bu deprem bitsin artık diye kızımın adını çağırmaya başladım. Yanımda ses duymaya başladım. Recep’ti ama ayaklarından dolayı çıkamıyordu. Sol elimle üzerimdeki blokları attım. Bunları yaparken, sol üst tarafımdan soğuk hava geldiğini hissettim. Sonra karanlıkta biraz ilerde valizimi gördüm. Sonra tutunarak yalınayak sola doğru yürüdüm. Sonra Murat ile karşılaştım. Pervin sen misin dedi. Evet benim. Orada saatlerde yardım geleceğini düşündük. Elim yaralıydı. Ben hep bir yardım geleceğini düşündüm. Kimse gelmedi. Enkazdan aşağıya inerken yere basmaya korktum, ayakucumda indim altta birisi vardır diye. Oradan meydana koşturdum kızımın adını bağırdım. Yarım saat enkazın üzerinde yattım ben bütün çocukların adını çağırdım. Nereden duydun sen sesi Ahmet Bozkurt! Sonra yan tarafa geçtim, oradan bir gencin yardım çığlıkları vardı. Ağrı kesici istedi bizden. Çok ağrısı vardı. Otel öne doğru düşmüştü. Kızılay’da saatlerce bekledik. Ambulans bizi almadı, çaresizce oturduk. Sonra Esra hoca ile hastaneye gittik. Jandarma ve polisten yardım istedik etmediler. Hastanede her taraf ceset doluydu. Ben çocuklar bura da mı diye bakınıyordum. Polis bizden ilgilenemeyiz dediler konsolosluğu aradılar. Hayırsever biri bizi otelin yakınına kadar götürdü. Enkazın başına gittik. Ben enkazın başındaydım, sizi göremedim Ahmet Bey (Bozkurt). Sonra Gaziantep Konsolosu Fatma Hanım geldi. Bu arada bana Jandarma kıyafetli birisi geldi Pervin Aksoy İpekçioğlu. Telefonumu buldular. Dedim çantam da vardı, telefonumun yanında. Sonra o şahsı ben bir kere daha görmedim. İkinci depremi yaşadık. Kıbrıs’tan ekip gelene kadar hep oradaydık. Ekip gelmeden önce eşime telefon açtım. Eşime dedim çocuklar yok, çocuklar afad çadırında dedi. Her yeri gezdim çocuklar yok. Sonra Pervin’e yüklendim çocuklar çıkmış olabilir mi dedim.. Ben bile ümitlendim… Sonra eşim ve aileler geldi. O gece sabaha kadar ellerimizde telefonların ışıklarıyla çocuklarımızı aradık… İlk ekip Kıbrıs’tan Salı günü geldi. Aslında oradan birinin sağ çıkabileceğinin imkânı yokken hep Serin’in canlı çıkacağını düşündüm. Perşembe sabah 5 buçuğa doğru Sertaç bize dedi sıra bize geldi. Kızımın kolunu gördüm, çiltenin üzerindeydi. Sabah eşimi çağırdılar teşhis için. Eşim teşhis etti. Bizim için hayat o saat bitti… Benim bir kızım daha var, diğer kızıma ablan öldü diyemedim. Ablan arkadaşlarında kaldı dedim… Çocuklarımızın tabutlarıyla Kıbrıs’a gittik… Ertesi gün de çocuklarımızı defnettik… Ben çocuğumun saçlarını okşar gibi mezarına dokunuyorum… Onları kuma bizi diri diri gömdünüz…”