Yüksek Tansiyondan Neden Endişelenmeliyiz?

Bu hafta yine merak edilen konular arasında olan ve adamızda da sıkça karşılaştığımız hipertansiyon ve beslenme ile olan ilişkisini ele alacağız.

Çağrı Özlütaş
04/08/2024 13:00
Yüksek Tansiyondan Neden Endişelenmeliyiz?
Herkese merhabalar… Bu hafta yine merak edilen konular arasında olan ve adamızda da sıkça karşılaştığımız hipertansiyon ve beslenme ile olan ilişkisini ele alacağız. Ayrıca, diyetimizdeki gizli hipertansiyona katkıda bulunan beslenme faktörlerine değinecek ve hipertansiyon tanısı almış bireylerin beslenmesinde nelere dikkat etmesi gerektiği, belirli minerallerin önemi ve besin kaynaklarından bahsedeceğiz. Kısaca bahsedecek olursak, hipertansiyon, arterlerdeki (atardamar) kan basıncının normalden yüksek olması durumudur. Kan basıncı ise kalp atışları sırasında kanın damar duvarlarına uyguladığı kuvvettir. Yıllardır yüksek tansiyon 140/90 mm Hg olarak tanımlanıyordu. Ancak Kasım 2017'de, yeni ABD kılavuzları tanı eşiğini düşürdü.  Yeni kılavuzlara göre, 130/80 mm Hg veya daha yüksek bir ölçüm sonucu olan herkes yüksek tansiyonlu olarak değerlendirilmektedir. Kan basıncı 130/80 ile 139/89 mm Hg arası olan bireyler yeni kılavuzlara göre 1. Seviye Hipertansiyon kategorisine aitken, kan basıncı 140/90 mm Hg ve üzeri olan bireyler 2. Seviye hipertansiyon kategorisine düşmektedir. Tabii ki, seviye arttıkça uygulanan tıbbi beslenme tedavisinin önemi de kendini göstermektedir. Yüksek tansiyon baş ağrısı ve kalp çarpıntısı gibi belirtilere yol açabilse de, çoğu zaman hiç belirti vermez. Peki, yüksek tansiyondan neden endişelenmeliyiz? Çünkü yüksek tansiyon belirtilere neden olmasa bile, sessizce birçok organa zarar verebilmektedir. Bunlar arasında beyin, gözler, kalp, böbrekler ve kalp damarları yer almaktadır. Buna bağlı olarak hipertansiyon bireylerde kalp krizi, böbrek yetmezliği ve felç gibi hayati risk taşıyan sonuçlara kadar varabilmektedir. Bazı bireylerde ilaç tedavisi kaçınılmaz olurken, doktorunuzun ve diyetisyeninizin yardımı ile yaşam şeklinizde ve beslenme şeklinizde yapacağınız birkaç değişiklik kan basıncınızı dengede tutmaya yardımcı olabilir. Peki gelin hipertansiyon ile beslenmenin kritik ilişkisini ve hipertansiyonun tedavisinde ve önlenmesinde uygulanması gerekenleri tartışalım. Pek çok araştırma çalışması ve resmi beslenme & sağlık kurumlarına göre, bireylerde hipertansiyonun oluşumunda ve devamında rol oynayan ana beslenme faktörü sodyum (Na) alımıdır. Ayrıca, sodyumun hastalık ve vücut üzerindeki etkilerine karşı ters yönde etki eden potasyum (K) da önemli bir rol oynar. Bu mekanizmanın arkasındaki basit neden, sodyumun kan dolaşımına su çekme etkisidir. Vücuttaki sodyum miktarı arttıkça, kana çekilen su miktarında pozitif bir korelasyon gözlemlenir. Dolayısıyla, kanda su miktarı arttıkça, kan basıncı da yükselir ve hipertansiyona yol açar. Bir bireyin hipertansiyon riski taşıması durumunda atılması gereken ilk ve en önemli adımlardan biri hedef vücut ağırlığı belirlemektir; çünkü fazla kilolu ve obez olmak hipertansiyon riskini artırır. Bunu başarmak için, vücut ağırlığını ilk aşamada %5-10 oranında azaltmak birincil hedef olmalıdır. Bireyler hipertansiyon nedeniyle felç, kalp yetmezliği ve kalp krizi riskine maruz kaldığı için, kalp sağlığını desteklemek için kalp-dostu bir diyet takip etmek önemlidir. Bu, diyetin çoklu ve tekli doymamış yağ asidi içeriğini artırmak, omega-3 yağ asitlerini sağlamak için haftada 2 kez somon gibi yağlı balıklar tüketmek, ceviz, badem, keten tohumu, zeytinyağı gibi sağlıklı yağlardan yararlanmak, düşük yağlı süt ürünlerini diyette sağlamak ve doymuş yağ (çoğunlukla hayvansal gıdalar) içeren besinleri azaltmak anlamına gelir. Bu, LDL (kötü kolesterol) seviyelerini azaltmak ve yüksek kolesterol içeren gıdaları sınırlamak açısından önemlidir. Tüm bu faktörler kalbi desteklemek ve bireyleri hipertansiyonun birçok komplikasyonundan korumak için anahtar öğelerdir. Yıllar içinde geliştirilmiş ve hipertansiyonu önlemede ve azaltmada en etkili bulunan ana diyet, "Hipertansiyonu Durdurmak için Beslenme Yaklaşımları" olarak bilinen DASH diyeti (Dietary Approaches to Stop Hypertension) olarak bilinir. Amerikan Kalp Derneği'nin önerdiği DASH diyeti, yüksek lif, meyve, sebze, tam tahıllar, kuruyemişler ve kırmızı et yerine balık ve tavuk ürünlerinin tüketimini içerir; ayrıca toplam doymuş yağ, kolesterol ve trans yağ içeriğini azaltmayı hedefler. En önemlisi, diyetin sodyum kaynaklarını, özellikle gizli sodyum içeren ürünleri ve tuz içeren ürünleri azaltmayı, ve potasyum alımını artırmayı amaçlar. Daha az sodyum içeren ürünler tüketmek doğrudan kan basıncının azalması ile ilişkilidir. DASH diyetinde, 7-8 porsiyon tam tahıllı gıdalar, 4-5 porsiyon meyve ve sebze tüketilmesi, et ve kümes hayvanı tüketiminin ise günde 2-3 porsiyonla sınırlanması önerilir. Bu diyet ayrıca potasyum içeriğinden dolayı, sebzelerin her öğünde çiğ veya pişirilmiş olarak optimal şekilde tüketilmesini hedefler. Ayrıca, etleri tabağın yan öğesi olarak kullanma alışkanlığını benimsemek ve sadece et ürünlerine odaklanmadan tabak hazırlamak ideali bu diyette benimsenir. Sodyum konusunda, Amerikan Kalp Derneği günlük olarak 2,300 miligramdan fazla sodyum tüketilmemesini önermektedir; ancak ideal limit, diyet ile kan basıncı hedeflerine ulaşmak için günlük 1,500 miligramdan fazla olmamalıdır. Hipertansiyon tanısı konmuş bireyler için Amerikan Kalp Derneği, bu hastaların hedeflerine ulaşmasını kolaylaştırmak için günlük sodyum alımını 1,000 miligram olarak ayarlamayı önermektedir. Sodyumun diyet üzerindeki en yüksek etkisi tuz olduğundan, tuz alımının da 3-5 gram/günden daha az olması hedeflenmelidir. 1 gram tuzun 400 miligram sodyum içerdiği, 1 tatlı kaşığı tuzun ise yaklaşık 6 grama eşit olduğu göz önüne alındığında, hedefler buna göre belirlenmelidir. Gizli tuz alımını önlemek için belirli gıdaların sınırlanması veya etiketleri kontrol edilerek tuzsuz alternatiflerin tercih edilmesi gerekmektedir. Bu ürünler arasında pişirme sırasında kullanılan karışım baharatlar, cips, peynir, kraker, işlenmiş etler, turşular, soslar, mikrodalgada pişirilen ve hazır paketlenmiş yiyecekler, konserve olarak satılan tüm ürünler, hazır çorbalar bulunmaktadır. Çoğu zaman bir diyetisyen olarak bireylerin sodyum oranının yüksek olduğunun farkında olmadığı iki örnek olarak ekmek ve maden suyunun da kontrol şekilde tüketiminin önemini vurgulamak isterim. Özellikle paketlenmiş gıdaların arkasında bulunan besin değeri tablosunda sodyum bazen de Na olarak belirtilmiş olan sodyum değerini burada ayırt edebilirsiniz. Ayrıca, yemek pişirirken tuzu doğal baharatlarla (fesleğen, tarçın, acı biber, zencefil, kekik) değiştirmek lezzeti artırmak için yardımcı bir ipucu olarak önerilir. Son olarak, yeterli magnezyum ve kalsiyum içeren bir diyetin kalp kasları için faydalı olduğu ve yüksek tansiyonu yönetirken kalp dokusunu destekleyici etkisi bulunduğu da güncel çalışmalarla belirlenmiştir. Haftaya görüşmek üzere… Sağlığınız eksik olmasın YAZI/ ÇAĞRI ÖZLÜTAŞ