Kıbrıslı Gazetesi Web TV’de her hafta Perşembe günü canlı olarak yayınlanan “İnce Ayar” programına konuk olan Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Milletvekili Salahi Şahiner, KIB-TEK’te yaşananlarla ilgili çarpıcı iddialarda bulundu.
“ORGANİZE BİR ÇETE GİBİ…”
Şahiner, Cenk Paşa’nın hazırlayıp sunduğu İnce Ayar programında, Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu’nda dünden bugüne yapılan hataları anlattı.
İşte Şahiner’in o açıklamaları:
“Elektriksiz kaldığımız süreç ve bugün artık ne olursa olsun nasıl çözerseniz çözün, yeter ki evimde elektrik olsun serzenişinin gelmiş olduğu nokta bilinçli olarak Ulusal Birlik Partisi ve Halkın Partisi tarafından Sayın Hasan Taçoy’un Ekonomi ve Enerji Bakanı olduğu dönemden beridir bilinçli bir şekilde organize bir çete gibi bu kurumun üzerine çökmeye çalışan, bu kurumu verimsizleştirmeye çalışan bu kurumun işlevselliğini yitirmesi için elinden gelen, her şey ama her şeyi kötü niyetli, art niyetli, vicdansız bir şekilde yapan milletvekilleri, bakanlar, hükümet yetkilileri ve bürokratlar yüzünden biz bu noktaya geldik.
Sayın Hasan Taçoy öncelikle bir bir Kıbrıs Elektrik Kurumu ambarlarında zaruri olarak olması gereken nelerdir? İhtiyacı olan malzemelerin ihaleleri vardı. Bunlar bilinçli bir şekilde burada bir vurgun var, bunu düzelteceğim yok işte sayıştayı aradım yok bilmem nereye aradım diye. Öncelikli olarak bu ihalelerin hepsini durdurdunuz. Başladınız öncelikle ambarlar boşalsın. Bununla birlikte Kıbrıs Elektrik Kurumu üretmiş olduğu elektriği maliyetine satmak zorundadır. Yani kar edemez. Bir kar ederse o karı da mutlaka bir yatırıma dönüştürmek için ediyordu. Yani bir finansal yapı kuracaksın. O yüzden Kıb-Tek kar edebilir ama Kıb-Tek ne de zarar edebilir…
DÜNDEN BUGÜNE ELEKTRİK KRİZİ…
“Dörtlü koalisyon zamanında hatırlayacaksınız bu Rahip Brunson krizi vardı. Dört buçuktan dokuz TL’ye kadar çıkmıştı o günlerde sterlin hatırlıyorsanız. Böyle insanlarımızın hatta yetkililerimizin böyle feleği şaşmıştı diyebiliriz. O günlerde bir anda hiçbir şey yokken fol yok yumurta Rahip Brunson krizi teslim edilir mi edilmez mi? Siyasi bir krizi bu. Fakat siyasi krizin tetiklemiş olduğu ekonomik bir kriz vardı. Bunun sonucu vardı, bununla birlikte olmuştu. Dört buçuktan dokuz çıkmıştı. Tabii ki bizim ödemiş olduğumuz petrolün fiyatı da aynı olmuş olsa bile döviz olarak TL olarak iki katına çıkmıştı ve bunun da bir zamma ihtiyacı vardı. Bir miktar zam yapılmıştı, yetişmemişti. Fakat oturdu devlet, dörtlü koalisyon, hükümeti Tufan Erhürman, Özdil Nami bunun üzerinde zam yaparsak bu bizim maliyetimizi ters yönde etkileyecek dedi. O yüzden biz bu yapacağımız zammı hayat pahalılığına geri dönsün diye yapmıyorum. Ben bunu devlet olarak üzerime alıyorum. Bir kilovat saati halkına 98 kuruşa satarken devlet elektriği 19 Türk Lirasına kadar satın almıştı. Neden? Çünkü bunun son krizi geçici bir krizi kalıcı bir krizdi. Türkiye Cumhuriyeti’nin kendi eliyle yaratmış olduğu kriz kalıcı bir krizdir. O yüzden zam yapmamıştık ama Kıb-Tek’i de zarara uğratmamıştık.
Akaryakıt fiyatları yükselmeye başladı. Döviz UBP-DP döneminden başlayarak yükselmeye başladı. Kurum zararına satış yaptı. 1 TL’ye satarken elektriği başladı 1.25, 1.35, 1.45, 1.60 oldu fiyatlarda bir değişiklik ama ne de aradaki farkı Kıb-Tek zarar etmesin diye devleti üzerine alması vardı, bunu yazılı sorularla teyit ettik. Ahmet Dargın, o zamanki genel müdür. Cumhuriyetçi Türk Parti zamanında tamam ne demişti dedi ki: Ben görev ve sorumluluk alanların içerisinde iki ay, iki, üç ay, üç ay tam olarak hatırlamıyorum. Ben gerekli fiyatların olması gereken seviyeyi yönetim kuruluna bildirdim. Yönetim kurulu kimi zaman bakanlar kuruluna bile iletmedi ve bu zamlar yani veya devletin bu borcu üzerine alması ne yapıldı geri tepti. Burada da her ay bir başladık 100 milyonlarca Türk Lirası zarar etmeye. Geldi Erhan Arıklı, o dönemde zaten o dönemde başladı esas kurumun darbe yemesi. Arıklı “İhalelerde vurgun, vurgun önleyeceğim” dedi bizlerde bir görelim dedik. İlk birkaç ay bekledik, yakından takip ettik. Bir baktık akaryakıt ihalesi. Akaryakıt ihalelerine bu işi TPIC’ye vermek için TPIC denilen özel şirkete bu işi bir bakan oturdu ve pazarlık yaptı. Kim neydi bilmiyoruz. Türlü iddialar var. Hepsi çıkacak meydana günü geldiğinde ama bir bakan oturdu ve TPIC denen şirketle pazarlık etti. Böyle bir şey olamaz. Bir milletvekili veya bir bakan Tabii ki özel firmalarla bütün sektör temsilcileriyle görüşecek. Bir ihaleye giren bir şirketin herhangi bir şekilde haksızlığı olması durumda, bunu bir milletvekili veya bir bakana bildirmeyecek mi? Tabii ki bildirecek. Ama bir şirketi ihaleye sokmak için git oradan akaryakıt bul buradan gemi bul diye ihaleye gir diye pazarlık edemezsin. Buradan sonra sana sorarlar: Bu işlerde ortak mısın? Bir payı mı var bu işe çıktı burada dedi ki ben bu işi TPIC ile yapacağım, dedik ki olmaz ihale yapacaksın. Birkaç yol TPIC’ten getirmeye başladı. TPIC ihalesiz olarak akaryakıt getirmeye çalışırken 10 yol akaryakıt getirdi, bunun 5 yolu kötü kaliteydi. Ve santrallerimize milyonlarca dolarlık zarar verdi. Sonunda baskılarımız neticesinde kendinde yapmış olduğu hatalar kendisini bir çukura sürükledi ve burada UBP-DP-YDP hükümeti dedi ki hayır ihale yapıyoruz. İhaleyi yaptılar ve bu sefer başka bir firma ihale aldı. Bir yıl daha akaryakıt geldi. Akaryakıtın kalitesinde ne bir sıkıntı, akaryakıtın tedarikinde bir sıkıntı. Ondan önceki beş yıl içerisinde ben bunları ihaleyi yaparken yine tıkır tıkır işleyen bir sistem. Hava kötü gemi gelemedi, gemi gelemediği içinde elektriğimiz yok, sıkıntılar yaşamadık. Altı yıl boyunca bu ülkeye ihalelerle akaryakıt geldi, tıkır tıkır ve kaliteli. Tedarikte hiçbir sorun olmadan gemide hiçbir sıkıntı olmadan bu akaryakıt geldi. Fakat bu işler bir şekilde şaibeli bir şekilde yapılmaya çalışırken gelmedi. Gelmemesine bırakın makinalara milyonlarca dolarlık zarar verdi.
“ANAYASA MAHKEMESİNE BAŞVURU YAPMIŞTIK”
Beş dakika sonra elektrik kesintisi yaşayacaksak. Eğer bunun nedeni belki de o günlerde gelen kötü kaliteli akaryakıtın santrallere vermiş olduğu zarardı. Onu da geçirdik. Bir yıl daha geçti son ihaleye gelecek olan yakıt geldik son bir kere daha dedi ki ben bu TPIC vereceğim. Beş yıllık anlaşma imzalayacağım. Cumhuriyetçi Türk Partisi olarak yüksek idare mahkemesine gittik. Anayasa mahkemesine gittik, anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle dava açıyoruz. İlgili yasa gücündeki kararnameyi geri çekiyor. Baştan açıyor. Anladılar ki bu iş bu şekilde olmayacak. Yaz ayları geldi ansızın. Temmuz ayında hatırlayacak olursak çok sıcak günlerden geçiyorduk. Orada pik saatlere ulaşmaya başladık. 360-370 MW saatlerle birlikte ve yine elektrik kesintileri başladı. Bu sefer akaryakıtsız kalan TPIC, akaryakıt getirecekken akaryakıtı bulamayan TPIC bizi deyim yerindeyse yılana sarıldı ve normalde ihalelerle taşımacılığını 30$ yaptırmış olduğum akarak tahliyesini Üç firmadan kaça yaptırdık biliyor musunuz? 150 dolara. beş katı fazla. Evet, 10 milyonlarca dolarlık kurum burada zarar ediyor.
“KABLO İLE ELEKTRİK ÇÖZÜM DEĞİLDİR”
Fahiş kar elde edeceği ilgili şirketin bu anlaşmayı daha kabul edilebilir göstermek halka veya bu kabloyla elektriğin bir şekilde her ne pahasına olursa olsun Kıbrıs Türk halkı ne fatura ödeyecekmiş Kıbrıs Türk halkının faydasına olacak bu olmayacak mı? Yeni bir enerjide istediğim kotaya çıkabilecek miyim? çıkamayacak mıyım? Önümüzdeki süreç içerisinde beni enerji bağımlısı bir ülke haline getirecek mi getirmeyecek mi bilmeden bir kar bir karanlığın içerisine doğru itmeye çalışan bir güruhun bilinçli bir şekilde dört yıldır ısrarlı bir şekilde oynamış olduğu çok kötü, sonu çok kötü bir senaryo bitecek olan bir oyundur ve bunu organize çete gibi davranan siyasi yapılar yapıyor maalesef. Toparlanamayacak bir durumda mı? Hayır. Kısa bir süre içerisinde toparlanabilir. yani böyle 10 yıl istemez. Toparlanması yatırım dahil altı ay içerisinde yapılabilir. Bu ülkedeki vatandaşın ödeyeceği elektrik faturasının en ucuzu Kıbrıs Türk Elektrik Kurumun düzgün, şeffaf bir yönetimle yapacağı yatırımın sonunda dağıtılacağı hanelere veya sektörlere veya şirketlere dağıtılacağı elektrik başka bir şey değil. Bizim elektrik fiyatlarımızı ucuzlatır ne AKSA ile yapılacak olan sözleşme ne de başka bir çözüm.
“SAYAÇ BULUNAMAMASININ SEBEBİ İHALELERE ÇIKILMAMASIDIR”
Maddi olarak Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu çökertilmeye çalışılırken teknik olarak çökertilmeye çalışılırken teknik olarak çökertilmeye çalışılırken dediğim noktada tırnak içerisinde sayacın olmaması var. ama manevi yönden de manevi önünde Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu çökertilmeye çalışılması gerekiyordu ki yapmaya çalıştıkları bu kötü planın alıcısı olabilsin halk nezninde. Peki bu kötü niyetli plan içerisindeki işte sayaç olmasıydı. Siz düşün ki 1000000 harcıyorsunuz zar zor bir evini bitiriyorsunuz, düğün yaptığınız evinize yerleşeceksiniz sayaç yok diye evinize yerleşmiyorsunuz ve bunu noluyor. Algıda Kıbrıs Türk Elektrik kurumunu ve belki de çalışanlarını haksız yere kötü üç çocuk ilan etmeye yönelen, artık aldığın o şekilde geliştiği bir Kıbrıs Türk toplumu yaratıyoruz. Ama doğru değil. Doğru Kıbrıs Elektrik Kurumu ihtiyacı olan sayaç veya diğer teknik cihazların bu yönetim kurulları tarafından siyaseten atanmış olan yönetim kurulları tarafından ilgili bakan tarafından ilgili hükümet tarafından bu ihalelere çıkılmamasıdır.
O yüzden işte dün akşam devre dışı kaldığı gibi bu soğukta karanlıkta kaldığımız gibi elektrik kesintileri olsun ve halk Kıbrıs Türk Elektrik Kurumuna karşı öfkesi halkın tepesi atsın ve şimdi yapmaya çalıştıkları kötü planın bir alıcısı olsun halkın nezdinde. Bunun nedeni tam anlamıyla bu olduğunu söyleyebilirim. Benim inancım budur. Gördüğüm budur, gözlemim budur.
“AKSA’LI YÖNETİCİYE RÜŞVET VERİLDİ İDDİASI”
Yönetim kurulu da Bakanlar Kurulu tarafından atandığı için istediği gibi davranmadığı zaman görevden de alabilir, görevden alınan Ulusal Birlik Partisinin eski Kıb-Tek Yönetim Kurulu Üyesi Abdullah İşkey çıktı ve bir basın organımıza bir şey dedi. AKSA ile görüşmeye giden Kib-Tek Genel Müdür Gürcan Erdoğan, Kıb-Tek’in o zamanki yönetim kurulu başkanı Meftun Orkun, iki tane yönetim kurulu üyesi ve AKSA’LI bir yetkili. AKSA’lı yetkili ne diyor biliyor musunuz? UBP’li yönetim kurulu üyelerine ben size vereceğimi vermedim mi? Ben sizin için yapacağımı yapmadım mı? Siz kimsiniz de benim sözleşmemi uzatmıyorsunuz diye fırça çekti. Rüşveti aldınız yediniz, benim sözleşmem nasıl olur uzatmazsınız diye AKSA’lı yetkiliye fırça çektiği iddiası var. Yönetim kuruludan alınan bugün itibariyle bildiğim kadarıyla hala daha UBP’li meclisi üyesi olan Abdullah İşkey’in yapmış olduğu açıklamalardır. Olay bu kadar çirkin, çirkef bir noktaya gelmiştir.
Bunları biz yapmadık, iftira atmıyoruz UBP kendi içinde kaynıyor. Bununla ilgili birileri bu işten rüşvet, yiyecek, bu sözleşmeyi uzatmak ihalesinden nemalanmak için inanılır gibi değil. Tabi bunun peşini bırakmayacağız.
Bedeller ne olacak? ücret ne olacak? Bu yatırım bizim burada yenilenebilir enerjiyi şeyimizi arttıracak mı, kotamız arttıracak mı, yoksa olduğu yerde sayacak mı? Hepsinden bahsederek lütfen bunu dinlemek istiyorum.
KABLO İLE ELEKTRİK GETİRİLMESİ…
Kablo ile Türkiye’den elektrik getirilmesi için gerekli altyapısal elektrik malzemeleri fiyat 780 Milyon Dolar. 800 megavatlık kablo. Neredeyse 800 Milyon Dolar. Artı benim ihtiyacım 800 mega watt değil. Ben açıkçası büyük kurulu gücü enterkonnekte olmaya karşı değilim lakin alım garantili enterkonnekte alım garantili bir sözleşmeye Türkiye'den özellikle karşıyım. Neden karşıyım. Çünkü Türkiye enerjide dışa bağımlıdır. Benden daha kötü bir durumdadır. Ben nasıl ki petrol alıp da santral çalıştırıp da haneler elektrik götürüyorum. Türkiye'de böyle yapıyor. Türkiye benden çok daha kötü bir durumdadır.
Şimdi gelelim kısmen inanmadım fakat daha sevindirici boyutuna. ismini vermek istemiyorum. Teyidini alamadığım için ismini daha sonra açıklayacağım. Türkiye Cumhuriyetinden gelen bir yetkili geziyor bölgemizi. Bizim güzel mi bölgesini ve bir açıklama yapıyor. Diyor ki Sayın Erdoğan bu proje sunulmuş. Aynen benim yapmış olduğum hesaplardaki hesaplar oraya iletilmiş. Sayın Erdoğan ve demişler ki: Eğer kablo maliyeti Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti tarafından yansıtılırsa bu elektrik fiyatlarını katlar o yüzden anlamlı olmaz. Kablo ile elektriğin KKTC’ye gitmesi. O da demiş ki nasıl yani siz şimdi Konya’ya elektrik götürme parasını üzerine ekleyip Konya’ya İstanbul'dan farklı bir tarife uyguluyorsunuz. Oradaki yetkililer de hayır demiş. Öyleyse bu kablo KKTC’ye gidecek kablo maliyetini biz karşılayacağız diye Türkiye Cumhuriyetindeki yetkili bunu Kıbrıs Türk halkıyla paylaşıyor.
Bakın buna bir şey diyemeyiz. Eğer bu kablolama maliyetini Türkiye Cumhuriyeti karşılayacaksa alım garantili bir sözleşme olmayacaksa istediğim zaman alacağım istediğim zaman vereceğim ve bunun maliyeti bana yansıtmayacaksa alım garantili bir sözleşmede olmayacaksa, bu beni kurtarır ve teşekkür ederim. Bu projeye teşekkür ederim. Ama o Türkiye Cumhuriyetinden gelen yetkili bunu söylerken çıkıyor Sayın Arıklı bir hafta önce bir açıklama yapıyor. Ne diyor? İşte Aksa ile görüşeceğiz kaplı konusunda dedik ya yani Türkiye Cumhuriyeti bunu karşılayacağını söylüyor. AKSA ile ne görüşeceksin sen, o da diyor ki artık diyor Türkiye'den bir söz aldık Türkiye bize kabloyu çekecek. Elimiz artık daha güçlü. Şimdi bir teklife AKSA’ya götürelim bakalım. AKSA bize kabloyu çekerse bu iş nasıl olur? Düşünebiliyor musunuz? Kıbrıs Türk halkı için eğer gerçekse bu Türkiye Cumhuriyeti bu kablo maliyetin 780 Milyon doları kendi üstlenecekse, bunun üzerine bizim siyasiler, rüşvet, iddiaların döndüğü bir ortamın içerisinde bir gri noktaya adım atıp Türkiye Cumhuriyetin mesela almış olduğu bir karada bize bir hibe var. Bunun üzerine gidip de başka alengirli bezir genci dükkanı işletiyorlar. Sanki başka alengirli işlere imza atma peşinde başka bir vurgun peşinde. İnanılır gibi değil.