Beslenmenin kanser üzerindeki etkisi: Riskler ve koruyucu güçler
Çevresel faktörler, yaşam tarzımız ve özellikle beslenme şeklimiz, bu hastalığın gelişiminde büyük rol oynuyor. Kısacası, her gün tabağımıza koyduğumuz yiyecekler, kanserle mücadelede ilk savunma hattını oluşturuyor.
Çağrı Özlütaş
Kanser, günümüzde dünyada en sık görülen ve en çok ölüme neden olan hastalıklardan biri. Ancak artık biliyoruz ki, kanser yalnızca genetik bir kader değil. Çevresel faktörler, yaşam tarzımız ve özellikle beslenme şeklimiz, bu hastalığın gelişiminde büyük rol oynuyor. Kısacası, her gün tabağımıza koyduğumuz yiyecekler, kanserle mücadelede ilk savunma hattını oluşturuyor.
HÜCREDE BAŞLAYAN HİKÂYE
Vücudumuzdaki hücreler, düzenli bir şekilde çoğalır ve zamanı geldiğinde ölerek yerini yeni hücrelere bırakır. Ancak bazen bu sistem bozulur. DNA'da meydana gelen hasarlar ya da mutasyonlar, hücrelerin kontrolsüz bir şekilde çoğalmasına ve zamanla tümörlerin oluşmasına neden olur. Bu sürece "karserogenez" (kanser oluşumu) denir.
Bu mutasyonlara neden olan başlıca etkenler arasında bazı kimyasal maddeler, yanlış pişirme teknikleri, enfeksiyonlar, kronik iltihaplar ve yanlış beslenme yer alır.
2022 verilerine göre, dünya genelinde yaklaşık 20 milyon kişi kansere yakalandı ve 9.7 milyon kişi bu hastalık nedeniyle hayatını kaybetti. 2050 yılında bu sayının 35 milyona çıkması bekleniyor. Özellikle gelişmiş ülkelerde, kardiyovasküler hastalıkları geride bırakarak kanser en sık ölüm nedeni haline geliyor. Danimarka, Fransa ve İngiltere gibi ülkeler bu değişimin en erken gözlemlendiği yerler arasında.
HANGİ GIDALAR KANSERLE İLİŞKİLİ?
İşlenmiş ve kırmızı et:
Dünya Sağlık Örgütü'ne bağlı IARC'ye göre işlenmiş etler (salam, sucuk, jambon) "Grup 1" sınıfı kanserojenler arasında yer alıyor. Özellikle kolon kanseriyle bağlantısı güçlü. Kırmızı et ise "muhtemel kanserojen" olarak kabul ediliyor. Bunun nedeni, yüksek sıcaklıkta pişirme sırasında oluşan heterosiklik aminler (HAA) ve polisiklik aromatik hidrokarbonlar (PAH) gibi zararlı bileşikler.
Buna ek olarak, etin işlenmesi sırasında nitrit ve ikincil aminlerin birleşmesiyle oluşan nitrozaminler, mide ve kolon kanserine neden olabilen güçlü karsinojenlerdir. Yüksek ısıda kızartma veya ızgara gibi yöntemlerle pişirilen etlerde bu maddelerin seviyesi daha da artar.
Fazla şeker tüketimi ve diyabet:
Şeker doğrudan kansere neden olmasa da, aşırı tüketimi vücutta insülin direncine ve obeziteye yol açar. Yüksek insülin seviyeleri hücre çoğalmasını artırır ve bu da kanser riskini tetikleyebilir. Ayrıca şekerin yoğun tüketildiği beslenme şekilleri lif, vitamin ve mineral açısından fakirdir.
İnsülin aynı zamanda bir hücre büyüme hormonu olarak işlev görür ve anti-apoptotik etkileriyle hücrelerin ölmesini engelleyerek tümör gelişimini destekleyebilir.
Alkol ve sigara:
Alkol, özellikle karaciğer ve yemek borusu kanseriyle ilişkilidir. Vücutta asetaldehite dönüşerek DNA’ya zarar verir. Üstelik alkol, tütün gibi diğer kanserojen maddelerin vücuda girişini kolaylaştırır.
Alkol, DNA’da reaktif oksijen türleri (ROS) oluşturarak mutasyonlara sebep olur. Ayrıca östrojen düzeyini artırarakhormon ilişkili kanserlerin riskini de yükseltebilir.
LİF, MEYVE VE SEBZELER
Lifli gıdalar, özellikle bağırsak sağlığı için vazgeçilmezdir. Fermente liflerden oluşan kısa zincirli yağ asitleri (SCFA), bağırsakta iltihap önleyici etki gösterir. Ayrıca lif tüketimi bağırsaklardaki zararlı maddelerin atılmasını kolaylaştırır, sindirim süresini kısaltarak kansere neden olabilecek bileşiklerle temas süresini azaltır.
Meyve ve sebzeler ise yalnızca vitamin-mineral kaynağı değildir. İçerdikleri antioksidanlar, flavonoidler, polifenollergibi biyoaktif maddeler sayesinde hücreleri korur, DNA hasarını azaltır ve bağışıklık sistemini destekler.
Bazı bitkisel bileşikler (örneğin izotiyosiyanatlar, karotenoidler, flavonoidler) karaciğerdeki detoksifikasyon enzimlerini aktive ederek vücuttan karsinojenlerin atılmasını hızlandırır. Bu sayede zararlı maddeler DNA’ya ulaşamadan vücuttan uzaklaştırılır.
NE YAPABİLİRİZ?
Kanserin oluşumu çok aşamalı ve karmaşık bir süreçtir. Ama bu sürece etki edebilecek alışkanlıklarımızı değiştirmek elimizde. İşte birkaç öneri:
•İşlenmiş et tüketimini azaltın, haftada 1-2 porsiyonu geçmemeye çalışın.
•Kızartma yerine haşlama veya fırında pişirme yöntemlerini tercih edin.
•Her gün farklı renklerde meyve ve sebze tüketin.
•Lifli gıdalara sofranızda yer açın: Tam tahıllar, baklagiller ve sebzeler önceliğiniz olsun.
•Alkol tüketimini sınırlandırın.
•Fiziksel aktiviteyi artırın, çünkü hareketsizlik, obezite ve kansere zemin hazırlayan en önemli faktörlerden biridir.
Unutmayın, kanserle mücadelede tıbbın sunduğu olanaklar kadar yaşam tarzı değişiklikleri ve doğru beslenme de en az onun kadar güçlü bir silahtır. Tabağınızda yapacağınız akıllı seçimler, gelecekteki sağlığınız için büyük bir fark yaratabilir.
Haftaya görüşmek dileğiyle, sağlığınız eksik olmasın.