Gece yeme sendromu: Doymayan beden mi, yorulan zihin mi?
Bu hafta sizlerle birçok bireyde sıkça rastladığımız gece yeme sendromunu tartışacağız…
Çağrı Özlütaş
Herkese yepyeni bir haftadan merhaba.
Bu hafta sizlerle birçok bireyde sıkça rastladığımız gece yeme sendromunu tartışacağız…
Gece yeme sendromu, bireyin enerji alımının büyük bir kısmını akşam saatlerine kaydırması ve/veya gece uykusundan uyanarak yemek tüketme ihtiyacı duyması ile karakterize bir yeme bozukluğudur. Bu hafta, bu sendromun fizyolojik ve psikolojik kökenlerini, gün içerisinde yetersiz enerji alımının gece yeme davranışları üzerindeki etkilerini ve günlük enerji dengesinin bu tabloyla olan ilişkisini ele alıyoruz.
Gece yeme sendromu, ilk kez 1955 yılında tanımlanmış olup, günümüzde DSM-5 kriterlerine göre; akşam saatlerinde toplam günlük enerjinin en az %25’inin alınması, haftada en az iki kez gece uykudan uyanarak besin tüketme davranışı ve bu davranışların en az üç ay boyunca devam etmesi ile tanımlanır. Birey genellikle bu davranışların farkındadır ancak çoğu zaman kontrol etmekte güçlük çeker.
Bu durumun nöroendokrin mekanizmaları incelendiğinde, leptin (tokluk hormonu) düzeylerinde azalma, ghrelin (açlık hormonu) düzeylerinde artış, melatonin salınımında bozulma ve kortizol seviyelerinde yükseklik saptanmıştır. Bu hormonal değişimler, gece yeme davranışının yalnızca psikolojik değil, aynı zamanda fizyolojik temelli olduğunu göstermektedir.
GÜNLÜK ENERJİ ALIMINDAKİ YETERSİZLİK VE GECE YEME
Enerji dengesinin bozulduğu durumlarda, örneğin gün boyunca kısıtlayıcı beslenme uygulamaları, öğün atlama veya aşırı düşük kalorili diyetler, organizma bu eksikliği akşam saatlerinde telafi etme eğilimindedir. Bu durum genellikle yüksek enerji yoğunluğuna sahip besinlere yönelimle sonuçlanır.
Yakın tarihli bir çalışmada, gün içerisinde yeterli enerji alamayan bireylerin gece yeme davranışı geliştirme olasılığının, enerji gereksinimlerini karşılayan bireylere kıyasla anlamlı düzeyde yüksek olduğu gösterilmiştir (PMID: 37154132). Özellikle kahvaltı ve öğle öğününü atlayan bireylerde bu riskin daha belirgin olduğu saptanmıştır.
ENERJİ GEREKSİNİMİ VE GECE YEME DAVRANIŞI ARASINDAKİ İLİŞKİ
Bireylerin gerek kilo kontrolü, gerekse performans artırma hedefiyle uyguladıkları kısıtlayıcı diyet yaklaşımları, çoğu zaman günlük enerji gereksinimlerinin altında kalmalarına neden olmaktadır. Bu durum, özellikle fiziksel aktivite düzeyi yüksek bireylerde daha belirgin hale gelmektedir. Enerji açığının kronikleşmesi ise akşam ve gece saatlerinde artan iştah hissi ve yoğun kalorili besinlere yönelim ile sonuçlanabilir.
Toplumsal normlar ve beden imajı baskıları da, bireylerin gerçek enerji ihtiyacını göz ardı etmelerine yol açabilir. Bu tür beslenme davranışları yalnızca fiziksel sağlık açısından değil, aynı zamanda psikolojik iyi oluş üzerinde de olumsuz etkilere sahiptir. Günlük enerji gereksiniminin bireysel ihtiyaçlara göre doğru hesaplanarak, gün içerisine dengeli şekilde dağıtılması; gece yeme davranışlarının önlenmesinde temel bir strateji olarak öne çıkmaktadır.
PSİKOLOJİK ETKENLER: DUYGUSAL AÇLIK VE FİZYOLOJİK AÇLIK
Gece yeme sendromunun etiyolojisinde psikolojik faktörler de önemli bir yer tutar. Özellikle stres, anksiyete, depresyon gibi duygusal durumlar, akşam saatlerinde daha belirgin hale gelebilir ve bireyleri ödüllendirici özellikteki besinlere yönlendirebilir. Bu besinler genellikle yüksek şeker ve yağ içeriğine sahip, enerji yoğunluğu yüksek ürünlerdir.
Gallant ve arkadaşlarının çalışması (PMID: 19181839), gece yeme sendromu olan bireylerde depresyon ve anksiyete skorlarının anlamlı şekilde yüksek olduğunu göstermektedir. Bu durum, davranışsal müdahalelerin yanı sıra psikolojik destek süreçlerinin de bu bireyler için gerekli olduğunu göstermektedir.
YÖNETİM STRATEJİLERİ
Gece yeme sendromunun yönetiminde öncelikli olarak bireyin günlük enerji gereksinimi doğru şekilde hesaplanmalı ve bu enerji ihtiyacı, gün içerisindeki öğünlere dengeli bir biçimde dağıtılmalıdır. Kahvaltı ve öğle öğünlerinin düzenli olarak tüketilmesi, özellikle akşam saatlerinde gelişen aşırı açlık ataklarının önüne geçilmesinde önemli rol oynar. Bununla birlikte, yeterli miktarda protein ve kompleks karbonhidrat içeren bir beslenme planı, hem gün boyunca tokluk hissini destekler hem de metabolik dengeyi korur. Uyku düzenine özen gösterilmesi, melatonin salınımını dengeleyerek gece besin alımının azalmasına katkı sağlayabilir. Ayrıca stres yönetimi tekniklerinin –meditasyon, fiziksel aktivite ve gerektiğinde psikolojik danışmanlık gibi yöntemlerin– uygulanması da davranışsal açıdan destekleyici bir rol oynar. Son olarak, bireylerin duygusal yeme farkındalığını geliştirmeye yönelik davranışsal terapiler, özellikle mindfulness temelli yaklaşımlar aracılığıyla, bu davranış biçiminin uzun vadede sürdürülebilir şekilde yönetilmesine katkıda bulunabilir.
Gece yeme davranışları, çoğunlukla gün içerisindeki enerji dengesizlikleri, hatalı beslenme uygulamaları ve psikolojik stres faktörlerinin bir bileşimidir. Bu nedenle, bireysel gereksinimlere uygun şekilde planlanmış dengeli bir beslenme programı ve gerektiğinde psikolojik destek, bu davranışın yönetiminde temel rol oynamaktadır.
Haftaya görüşmek dileğiyle, sağlığınız eksik olmasın.