Bir Ekmek ve Bir Kadın: Biz Daha Kötü Öldük!

Ekmeğe sıkıca sarılmış bir kadın soruyor: Biz daha kötü öldük. Neden çocukların ölümlerini izlemek zorunda kaldık? O 3 gün neredeydiniz?

Selda Bektaş
08/03/2023 09:25
Bir Ekmek ve Bir Kadın: Biz Daha Kötü Öldük!
Depremin üzerinden 1 ay 2 gün geçti. Acılar çok taze, vicdanlar ise yaralı. Deprem bölgesinde hayatta kalanlar için ölüm belki de yaşananlardan daha kolay. Bugün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü. Ekmeğe sıkıca sarılmış bir kadın, Hatay Kırıkhan’da hayatta kalmayı başarmış depremzedelerden sadece biri. Korkusunu enkazda bırakmış, binlerce cansız bedenin içinden “sağ” çıkmış. “Gördüklerim, yaşadıklarımdan sonra ölmek kolaymış diyorum. Ölüm normal benim için. Ben 11 ilde hayatlarını kaybedenlerin sözcüsüyüm. Ben çocuklarına ekmek bulamayan annelerin feryadıyım” diyor. Oya Özbek, ömrünün sonuna kadar götüreceği “kıyametle” baş başa… “Kadınlar güçlüdür. Kadınlar yeninde ayağa kaldıracak yıkılan memleketlerini. Biz çocuklarımız için yeninden inşa edeceğiz umutları” diyor. Kırıkhan’da mağazaları olan, iki çocuk annesi 35 yaşındaki Oya Özbek’in anlattıkları kan donduruyor; üzerine söyleyecek bir söz bırakmıyor. İşte afet bölgesinde hayatta kalmış bir kadının yaşadıkları: [caption id="attachment_20268" align="alignnone" width="1600"] İki çocuk annesi Oya Özbek, gelinlik tasarımcısıydı. Depremden önce iki gelinlik mağazası vardı...[/caption] Geceleri geç saate kadar çalıştığım için 15 yaşındaki oğlumun odasında ranzada uyuyordum. 3 buçuk yaşındaki oğlum da babasıyla uyuyordu. Sarsıntı değil patlama sesi gibi bir şeyle uyandık. Oğlumla kendimizi yataktan attık, dolap yatağa devrildi. Hemen diğer oğlumla eşimin yanına yatak odasına gittik. Yer ayağımızın altından kayıyordu. Ben karyolanın kenarına kapaklandım, zifiri karanlık vardı. Çocuklarımı da eşimi de göremiyordum. Tek düşündüğüm duvar yıkılsın, içeri ışık girsin son bir kez çocuklarımın yüzünü göreyim oldu. Sarsıntı hiç durmadı. Burada Kıbrıs’ta hissettiğiniz sarsıntı o sırada bizim için durma sayılıyordu. Sarsıntının şiddeti azalınca dışarı çıktık. 5 katlı bir binadaydık. Çorapsız, pijamalı kendimizi sokağa attık. Şiddetli yağmur altında sokaktaydık. Bağrış çağrışlar, çığlıklar, sokaklarda koşan insanlar vardı. Binaların birçoğu yıkılmıştı. Yıkılmayanların ise sadece ilk üç katı yüzeydeydi. Bizim bina çökmedi ama ağır hasar almıştı. İçine girilecek gibi değildi. Annemlerle aynı apartmanda yaşıyorduk. Annemleri sokakta bulamadık. Kimsenin kimseden haberi yoktu.  Elektrik yok, binalar çökmüş, çığlık sesleri, koşanlar… Çocuklarım, eşim sokaktaki insanlar sırılsıklam olduk. Ceket yok, çorap yok, soğuk… Günün ağrımasını bekledik. Kendimde değildim. Öylece yürüdük sadece. Kimseler, yardım edecek kimseler yoktu. Enkazlardan sesler geliyordu. ‘buradayız’ diyemedik. Sessizce uzaklaştık… Umut vermek istemedik. Çünkü yardım edecek kimse yoktu. Birçok enkazın başında insan yoktu. ‘Nerde bu insanlar’ diyorduk. Hepsi yıkılmış binaların içindeydi. Tek bir yakını dahi kurtulmayan aileler vardı. İlk günün ortasında öylece yürürken, 3 buçuk yaşındaki çocuğumun ‘anne acıktım’ sesiyle irkildim. Su yok, ekmek yok… Yarı yıkılmış bir mağazadan çocuklarıma ceket aldım, çorap aldım giydirdim. Ayağıma bir ayakkabı aldım. ‘Ben yağmacı mıyım?’ [caption id="attachment_20269" align="alignnone" width="738"] Ayağında büyük ayakkabılar, elindeki kutuda patatesle çocuklarına yemek götürüyor...[/caption] Çocuklarım aç, ıslak. Hava soğuk. Sonra bir dükkan gördüm. Camları kırık, raflarının yarısı boş. Bir paket çips, bir paket kraker, bir de meyve suyu buldum. Verdim çocuklarıma. Not bıraktım parasını ödeyeceğim diye… Bana o 3 günün hesabını versinler. ‘Helallik’ istiyor. Önce bize o 11 ilin insanına 3 gün neden yardım gelmediğini açıklasın (ağlıyor)… Biz kıyameti yaşadık. İlk günün gecesi, komşumuz bizi buldu. Çocukları onun arabasına aldık. Gece olduğunda ailemiz toparlanmıştı. Ama kuzenlerim enkazın altındaydı. Enkazın başında ateş yaktık. Sonra sokaklarda bulduğumuz naylonlardan çadır yaptık. Gündüzleri ekmek aradık, boş dükkanlardan. Bir dükkanda üzeri topraklı bir ekmek bulduk. Sevinçten ağladık. Çocuklarıma ekmek götürecektim. Arkamı döndüm, kardeşim ekmeğin yarısını yaşlı bir adama veriyordu. Bileğinden yakaladım ‘veremezsin’ diye ağlıyordum. Kardeşim ‘Allah rızası için istedi abla’ deyince kendime geldim. O kalan yarım ekmeği 9 kişi bölüştük. Vicdanlarımız enkazın altında kaldı. Kendimizi tanıyamadık. Ölüm bizim için sıradan oldu. Yakınlarımızın cenazesini bulmak için yüzlerce cesedin içinde dolaştık. Üzerlerinden atladık. Bizim için sıradandı. Sanki ölü değillerdi. Onlar ölüp kurtuldular. Çığlık sesleri her gece kulaklarımda. Yardım isteyenler, gözlerimizin önünde günlerce yavaş yavaş öldüler. Bize bunu yaşattılar. Bir yeğenimin kolu kırıktı. Hastaneye gittik, yerlerde kurtarılmış onlarca cenaze vardı. Bunları kim getirdi, kurtardı bilmiyorum (Oya Hanım, sık sık hayatını kaybedenleri ‘kurtarılanlar’ diye tanımladı farkında olmadan). Biz kimseyi kurtaramamıştık. Onlar ölmüş olabilir ama bedenleri sağlamdı. Şişmiş, parçalanmış değillerdi. Evet onlar ‘kurtarılmıştı’… Bize o 3 günün hesabını versinler. O 3 gün neredeydiler. Ben nasıl yaşayacağım bununla (ağlıyor)… Artık umudumuz kalmamıştı. Şehri terk etmeye karar verdik; İstanbul’a kardeşimin yanına… Bir dolmuş tuttuk. Kolumda kalan bileziğimi, nişanımdan kalma tek taş yüzüğümü şoföre verdim. Hayatımdan geriye kalan her şeydi onlar… Tüm aile bindik. Yoldakileri de ‘hayrına al, biz sana ödedik’ dedik. Şoför dinlemedi. Yoldakileri aldı ama paralarını da aldı. Hala aç ve susuzduk.  Şoför benzincilere girip, bedava doldurdu yakıtını.  Girdiğimiz restoranlara ‘açız’ dedik. ‘Para yoksa yemek yok’ dediler… [caption id="attachment_20270" align="alignnone" width="1200"] Bulduğu ekmeğe sıkıca sarıldı....[/caption] Bir ara bir yerde durduk. Bir kasa içinde onlarca ekmek vardı. Ekmek diye ağlayıp, bağırıyordum. Beni tuttular. Sonra dükkan sahibi birer tas çorba ile ekmek verdi bize. O ekmeği İstanbul’a gelene kadar kucağımda tuttum. Benim doğum günüm 1 Nisan değil artık. 6 Şubat… Bizden ‘hellalik’ istiyor. Sen bize o 3 gün neden gelmediğini açıkla. 11 ilin sözcüsü olarak soruyorum. Bize bunu borçlu. Neden onların ölmelerini izlememize müsaade etti? Neden o bağrışların başında bizi bekletip, sesleri kesildiği ana kadar dinlememize izin verdi?  Neden?  Neden onların ölümlerini izledik? Bırakın açlığımızı, bırakın soğuğu, sefaleti… Neden çocukların ölümlerini izledik? Çocukların sesi kulağımdan gitmiyor… Hayatta kaldık, onlar acı çekmeden öldüler. Biz daha kötü öldük.  İnsanlığımızı, vicdanımızı elimizden aldılar… Her şeye rağmen biz kadınlar daha güçlüyüz. Çocuklarımız için ayaktayız. Geri dönüp, onlar için memleketimizi yeninden inşa edeceğiz. Kırıkhan’da birçok esnaf kadın var benim gibi. Yeninde ayağa kaldıracağız Hatay’ı… Haber/Selda Bektaş