19 Mart sonrası Türkiye: Nereye doğru?

Türkiye artık ya daha aydınlık bir yola girecek ya da daha da karanlık bir döneme sürüklenecek. Peki, Türkiye hangi yöne gidecek?

Kıbrıslı Gazetesi
28/07/2025 12:33
19 Mart sonrası Türkiye: Nereye doğru?

Lafı dolandırmadan söyleyeyim: Bence Türkiye, 31 Mart’tan bu yana çok önemli bir dönüm noktasına girmiş durumda. Bundan sonra ya demokratik bir rejim değişikliği yaşanacak ya da Putin’in Rusya’sına benzer tam anlamıyla otoriter bir rejim kurulacak. Kısacası, Türkiye artık ya daha aydınlık bir yola girecek ya da daha da karanlık bir döneme sürüklenecek. Peki, Türkiye hangi yöne gidecek?

***

Öncelikle, neden 19 Mart civarında işlerin patlama noktasına geldiğini anlamamız gerekiyor. Aslında siyasi gerilim uzun süredir birikiyordu. Özellikle 2023 seçimleri bu gerilimin iyice tırmandığı bir dönemdi. Her ne kadar muhalefet açısından 2023 seçimleri büyük bir hayal kırıklığı olarak görülse de, kabul etmek gerekir ki bu seçimler AKP açısından da ezici bir zafer değildi. Seçim ikinci tura kalmıştı ve muhalefetin adayı Kemal Kılıçdaroğlu yüzde 47,82 gibi hatırı sayılır bir oy oranına ulaşmıştı.

2023 seçimlerinin ardından, ekonomik krizin de etkisiyle, AKP’nin düşüş ivmesi hız kazandı ve AKP 2024 yerel seçimlerinde beklemediği kadar büyük bir hezimete uğradı. Birçok büyükşehir belediyesi CHP’ye geçerken, parti daha önce güçlü olmadığı bazı küçük şehirlerde bile sürpriz başarılar elde etti. AKP tarihinde ilk kez ikinci parti konumuna geriledi. Her ne kadar Erdoğan bu seçimde doğrudan yarışmamış olsa da, partisinin adaylarına destek vermek için kampanyalara aktif biçimde katılmıştı. Aslında Türkiye’yi 19 Mart’ta kırılma noktasına taşıyan en önemli gelişme tam da bu yerel seçim şokuydu. İki seçim arasında sürpriz bir şekilde değişen CHP yönetimi ise bu başarının arkasındaki kilit faktör oldu. Özgür Özel her ne kadar liderliğini asıl olarak 19 Mart sonrası sergilemiş olsa da, CHP’deki bu değişim AKP karşıtları için yeni bir umut ve enerji yarattı. Yükselen CHP ve İmamoğlu rüzgarını daha fazla büyümeden durdurmak da AKP’nin yeni siyasi önceliğine dönüştü. Sandıkta başaramadığını antidemokratik yöntemlerle gerçekleştirmeye kalkıştı.

Aslında bir sonraki seçimlere (2028) daha çok zaman var. Peki, Erdoğan’ın bu aceleci tavrının nedeni ne? Görünen o ki Erdoğan, İmamoğlu’nun giderek güçlenen etkisini ve yaklaşan liderliğini tehdit olarak algılıyor ve bu durumu erkenden bertaraf etmeye çalışıyor. Eski CHP ile iktidarını sürdürmekte zorlanmayan Erdoğan ve AKP’nin, Özgür Özel yönetimindeki yeni CHP’den ciddi şekilde rahatsız olduğu ve endişe duyduğu inkâr edilemez bir gerçek. Öyle ki, geçmişte sık sık alay ettiği “Bay Kemal”i şimdi CHP’nin başına geri getirme çabalıyor. AKP’nin bu tür siyasi manevralarını görmek şaşırtıcı değil; ancak CHP içinde bu planlara bilerek ya da bilmeyerek çanak tutanlar için söylenecek söz bulmak zor. Rakibini içeriden zayıflatmak, eski ve bilindik bir siyasi stratejidir; ne yazık ki bu stratejiye, rakip saftaki koltuk sevdalısı bazı kişiler de çoğu zaman gönüllü olarak dahil olur.

***

Türkiye’nin 19 Mart sonrası geldiği kritik eşiği değerlendirirken şu gerçeği yadsımamak gerekir: AKP 23 yıllık iktidarına rağmen başarısız olmuştur. Neden mi? Çünkü Erdoğan ve AKP her ne kadar o çok bahsettikleri, ancak hiçbir zaman açıkça dile getirmedikleri "dava"larında ilerlemeye çalışsalar da, nihayetinde hayal ettikleri Türkiye’yi inşa etmeyi başaramadılar. Evet, bazı kurumlar ciddi biçimde zayıflatıldı ve yıpratıldı, ancak Türkiye hâlâ Ortadoğu’nun en seküler ülkesi ve Atatürk’ten vazgeçmiyor. Erdoğan, Türkiye halkından özlediği “ümmeti” yaratmayı başaramadı. Bununla birlikte, AKP’nin elbette “başardığı” şeyler de var: Devletin bir parti devletine dönüşmesi, hukuk devletinin çökmesi, liyakat sisteminin ortadan kalkması, doğanın sistemli biçimde talan edilmesi, Türkiye ekonomisinin yandaşlar arasında paylaştırılan bir rant düzenine dönüşmesi ve Avrupa Birliği üyeliği hedefinden giderek uzaklaşılması gibi.

Bu noktayla bağlantılı olarak, AKP Türk halkı üzerinde hayal ettiği kadar güçlü ve kalıcı bir hegemonya da kurmayı başaramadı. 2011’e kadar yükselişte olan AKP, özellikle 2013’ten sonra ciddi bir düşüş trendine girdi. 2015’ten bu yana sürekli oy kaybediyor. Başta bu durumu MHP’yi yanına alarak telafi etmeye çalıştı, fakat artık o ittifakla bile seçim kazanamaz hâle geldi. Bu nedenle, iktidarda kalabilmek için giderek daha sert ve baskıcı yöntemlere başvurmaya başladı. Artan iktidar kaybı ihtimali karşısında, yeni taktikler geliştirmek zorundaydılar. Bir de panikleyip acele edince, ortaya 19 Mart’tan itibaren tanık olduğumuz ucube siyaset çıktı: CHP’nin kazandığı belediye başkanlarını tutukla, onların ekiplerini gözaltına al, sokağa çıkanları bastır, muhalif gazetecileri hapse at, televizyon kanallarını karart ... Dahası, dünyada da demokrasi rüzgârı esmediği için insan ister istemez bu karanlık durumdan Türkiye’nin çıkıp çıkamayacağını sorgulamadan edemiyor.

Türkiye ekonomisinde de artık değirmenin suyunun tükendiği bir döneme girilmiş durumda. Ne “Nas” söylemi ne de Körfez sermayesi ekonomiyi ayağa kaldırmaya yetiyor. Daha rasyonel ekonomik politikalar ise mevcut siyasi atmosferle bağdaşmıyor ve zaten fakirleşmiş halkı daha da yoksulluğa sürüklüyor. 19 Mart’tan beri yaşanan siyasi kriz, ekonomik krizi daha da derinleştirmiş durumda. Zira ekonomik istikrar, özellikle dışa bağımlı ekonomilerde, siyasi istikrarla doğrudan bağlantılıdır. Nitekim siyasi kriz yatırımcıların kaçmasına sebep oluyor, para daha fazla değer kaybediyor ve ekonomik çöküş hızlanıyor. İktidar bir yandan ekonomik kriz nedeniyle oy kaybediyor, öte yandan da muhalefete yönelik antidemokratik saldırılarla krizi daha da ağırlaştırıyor. AKP rejimi böylece içinden çıkılması zor bir ikilem içinde debeleniyor.

***

Özetle, 19 Mart’tan itibaren –ve aslında öncesinden beri– Türkiye’de yaşananlar, AKP iktidarının ciddi bir kırılma noktasına ulaştığını gösteriyor. Siyasal, toplumsal ve ekonomik gelişmeler, iktidarın gücünü korumakta zorlandığını ve yönetme kapasitesinin giderek zayıfladığını ortaya koyuyor. Peki, tüm bunlardan ne sonuç çıkar? Türkiye nereye gidiyor?

Bardağın dolu tarafına bakarsak, AKP ve Erdoğan ne kadar iktidarda kalma planları yaparsa yapsın, Türkiye toplumu bu planların demokrasi dışı yollarla hayata geçirilmesine kolay kolay geçit verecek gibi görünmüyor. Nitekim, bugün CHP hâlâ açık bir şekilde faaliyet gösteriyorsa ve Özgür Özel hâlâ partinin başındaysa, bunun arkasında 19 Mart’tan itibaren sokaklara çıkan halk, özellikle de gençler var. Bu da gösteriyor ki, Erdoğan kendisine Putin’i örnek alsa da Türkiye’nin Rusya olma ihtimali düşük. Çünkü Türkiye’nin –kusursuz olmasa da ve zaman zaman darbelerle sekteye uğrasa da– Rusya ile kıyaslanamayacak kadar uzun bir demokratik geçmişi var ve vatandaşların özgür iradeleriyle oy kullanma hakkından kolay kolay vazgeçmeye niyeti yok. Bunun yanı sıra, hayatları boyunca gerçek bir demokrasi deneyimleyememiş ama dünyayı takip eden, geleceğinden kaygılı ve değişim isteyen genç bir kuşak da var. Bu kitle de artık had safhada bıkkın ve acilen değişim istiyor. Dolayısıyla seçimsiz ve muhalefetsiz bir Türkiye’ye rıza göstermeyecek geniş bir toplumsal kesim var ve bu kesim kritik 19 Mart dönemecinde belirleyici bir rol oynadı ve oynamaya da devam ediyor. Evet, birileri birtakım planlar yapmış ve bunları uygulamaya koymaya çalışıyor olabilir; ama bu demokrasi yanlısı kitle, söz konusu planları bozma konusunda kararlı görünüyor.

Bardağın boş tarafına gelirsek, bu dönüm noktasından hemen aydınlığa çıkılmayacağı da açık. Bugün CHP artık halkı sokağa çağırmaktan çekinmiyorsa ve halk da sokağa çıkıyorsa da, iktidarın da elinde o sokaktakileri dağıtan bir polis gücü ve istediğine dava açıp hapse mahkûm eden bir yargı mekanizması var. Düşünün ki, 2023 depremlerinin ardından açılan davalarda bugüne kadar yalnızca 24 kişi tutuklanmış, 11 kişi adli kontrolle serbest bırakılmış. Sorumlulara verilen en yüksek cezalar 18 yıl civarında kalmış; çoğu ceza ertelenmiş ve mahkûmlar kısa sürede tahliye edilmiş. Kamu görevlilerine yönelik birçok soruşturmada ise hâlâ bir sonuç alınamadı. Binlerce insanın hayatını kaybettiği bir felaketin ardından cezasızlık hâkimken, CHP’li belediyelere yönelik davalarda tam tersi bir manzara karşımıza çıkıyor: 11 belediye başkanının yanı sıra 100’den fazla bürokrat ve belediye çalışanı tutuklu durumda ve haklarında 10 ila 20 yıl arasında değişen cezalar isteniyor. İçlerinde ciddi sağlık sorunları olanlar da var. Elbette yıllardır cezaevinde tutulan Osman Kavala, Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Can Atalay ve diğer siyasi tutukluları da unutmamak gerek.

Velhasıl, halk ne kadar demokrasiden vazgeçmek istemese de AKP de iktidardan vaz geçmek istemiyor. Bu denklemde iktidar daha güçlü görünse de gerçek çok daha çetrefilli. Elbette, kısa vadede iktidarın değişmesi kolay olmayacaktır. Ancak uzun vadede sadece kaba güçle iktidarda kalmak da AKP için mümkün olmayacaktır. Beklentim, tarafların birbirini sürekli yokladığı, inişli çıkışlı ve gerilimli bir sürecin bir süre daha devam edeceği yönünde. Bu süreçte, Türkiye’nin kaderini belirleyecek unsurlardan biri de bizim kontrol edemeyeceğimiz küresel gelişmeler olacaktır. Bu nedenle, önümüzdeki dönemde Türkiye’yi demokrasiye taşımak isteyenlerin dirençli olması, CHP’nin yılmadan mitinglere ve mücadeleye devam etmesi ve demokrasi yanlılarının sokakları boş bırakmaması büyük önem taşıyor. 2013’teki Gezi Protestolarından farklı olarak bugün bu protestolara öncülük eden (bazen de onların öncülüğünde hareket eden) bir muhalefet partisi var. Üstelik bu kez ekonomik kriz de derin. Dolayısıyla kararlı, örgütlü ve geniş katılımlı protestolar ile kapsayıcı bir siyasal söylem bu süreçte muhalefet için kritik olacaktır. Hiçbir tekil faktör başarıyı garanti edemez, ancak iç birliktelik ile rejimin kırılganlığı bir araya geldiğinde değişim için güçlü bir zemin oluşur. Unutmayalım: Tarih, tek bir lidere yaslanarak ayakta duran rejimlerin protestolar karşısında ne kadar hızlı çözülebildiğine dair sayısız örnekle doludur.

***

Peki, Türkiye’de iktidar değişirse burada ne değişir? En azından Kuzey Kıbrıs’ın “yavru vatan” statüsünden “kardeş vatan” düzeyine terfi etmesi mümkün olabilir! Ama bu daha derinlikli bir analizin konusu; onu da başka bir yazıya bırakalım.

#19 mart#Türkiye#Kıbrıs#demokrasi