Öğretmen cinayeti ve eğitim sisteminin iflası
Bir öğretmenin görevi başında “öğrencisi” tarafından öldürülmesi, uygulanan eğitim politikalarının iflas ettiğinin acı sonucudur…
Ozan Çoli
İstanbul’da 2 Mart 2026 tarihinde Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde, Fatma Nur Çelik öğretmenin sınıfında öğrencileri önünde 17 yaşındaki öğrencisi tarafından bıçaklanarak öldürülmesi, kanımızı donduran bir cinayet olarak tarihe geçmiştir.
Bu elim olayı eğitim ve toplum adına irdelemeden önce, ilgili okulun adına dikkat edilirse bizlere eğitimle ilgili çok şey anlatmaktadır.
Bir okulun adı ticari ve finansal borsa merkezinin adıyla başlıyor; devamında Mesleki Teknik Okulu ve aynı zamanda Anadolu Lisesi. Kısaca her şeyden biraz katıldığı karmaşık bir eğitim kurumu. Bu okulda finansman ve reklamla ticarileşme var. Mesleki ve teknik öğretim programları var, Anadolu Lisesi programları var. Okul kültürü ve türü yok.
“ÖĞRETMENİNİ KORUYAMAYAN BİR SİSTEM, GELECEĞİNİ KURAMAZ”
Fatma Nur Çelik öğretmenin görevli bulunduğu okulda güvenlikten sorumlu dış kapı güvenliği var. Bu güvenliğe ek olarak okulda görevlendirilmiş bir de polis memuru bulunuyor. Bir okulun içerisinde polisin bulunması zaten okulun sorunlu olduğunu ve yönetilemediğini gösteriyor. Palyatif bir tedbir olarak polis görevlendirilmesi bile, öğrenci tarafından planlı ve bıçaklı bir saldırıyı önleyemiyor. Saldırı esnasında saldırıya müdahale etmeye çalışan iki öğretmen ve 15 yaşındaki bir öğrenci de bıçakla yaralanıyor. Yani saldırı sadece Fatma Nur öğretmenin öldürülmesi gibi bireysel bir husumetten çok daha büyük bir faciadır.
Okullardaki vandallıkları ve cinayetleri, şiddet sarmalı içerisindeki toplumsal çürümeyi görerek, okulların huzur ortamına uzanan bu çok boyutlu toplum krizini anlamak ve çözüm yol ve yöntemleri için sosyolojik çalışmalar yapılması yaşamsal bir sorun oluşturmaya devam etmektedir.
Bir öğretmenin öğrencisi tarafından öldürülmesi toplum tarafından sadece bireysel bir cinnet hali olarak algılanmamalıdır; bu durum eğitimin, okulların, ailelerin ve toplumsal yapının sosyolojik olarak krizde olduğunu gösteren çok boyutlu bir trajedidir.
Uzmanlara göre okullardaki şiddet olaylarındaki artışın, toplumun yapısı ve sosyoekonomik koşullarıyla doğrudan ilişkili olduğu belirtilmektedir.
Ataerkil kültür ve devşirme kültürlerin varlığı, eğitim sistemindeki dağınıklık, dijital okuryazarlığın yetersizliği, sosyal medya yoluyla açılan kontrolsüz alanlar mevcut sorunların üzerine birçok yeni sorunu eklemektedir.
Gençler, siyasilerin popülist söylem ve eylemleriyle gündelik hayatın içinde; toplumdan eğitime ve sosyal medyaya kadar pek çok alandan etkilenmekte, ataerkil popülist sağ milliyetçilik söylem ve politikalarıyla kendilerini yeniden şekillendirmeye çalışmaktadır.
Toplumda ve eğitimdeki bu trajediye sosyolojik açıdan bakacak olursak:
SOSYOLOJİK DÖNÜŞÜM VE İDEOLOJİK YAPI
Eğitim politikalarındaki sürekli değişim ve ideolojik odak, toplumsal dokuda oluşan belirsizlikler, değişimler, nitelik kayıpları ve artan rekabet; öfke ve şiddetin hem okul içinde hem de toplumsal ilişkilerde artmasına zemin hazırlamaktadır.
MUHAFAZAKÂRLAŞMA VE DİNSELLEŞME
Eğitim sisteminin iktidarların ideolojik hedefleri doğrultusunda bir sosyalizasyon aracı olarak kullanılması ve özellikle imam hatip okullarının yaygınlaştırılması ile “değerler eğitimi” gibi uygulamalar, toplumsal yapıda yeni bir kimlik inşasını hedeflemektedir.
EĞİTİMİN NİTELİKSİZLEŞMESİ
Eğitim sisteminin sadece öğretime ve diplomaya odaklanması, akademik başarı gösteremeyen bireylerin toplumsal dışlanmışlık yaşamasına ve şiddet eğilimlerinin artmasına yol açmaktadır.
YAPISAL ETKİLER
Eğitimde ticarileşmenin yaygınlaştırılarak okulların piyasa merkezli hâle getirilmesi, fırsat eşitsizliğini daha da artırarak alt gelir gruplarındaki (toplumun %60’ı) gençler arasında umutsuzluğu ve buna bağlı davranış bozukluklarını tetiklemektedir.
ÖĞRETMENLİKTE NİTELİKSİZLEŞTİRME, OTORİTE VE SAYGINLIK KAYBI
İktidarların eğitim politikalarında yaptığı değişikliklerle öğretmen okullarından mezun olanlara iş verilmemesi ve pedagojik eğitim kıstaslarının sürekli esnetilmesi; geçici öğretmen kadroları oluşturarak liyakat yerine sadakat arayan uygulamalarla öğretmenlik mesleğinin niteliksizleştirilmesi, dünyadaki dijital gelişmeler ve uygulamalarla birlikte bilginin tek kaynağı olan öğretmen algısında değişime yol açmış ve geleneksel öğretmenin “saygın otorite” konumunu aşındırmıştır.
Siyasilerin sistemin hata ve eksikliklerini örtmek adına öğretmeni suçlaması ve itibarsızlaştırması, okulların kutsal kurumlar algısını yitirmesine ve öğretmenin yol gösteren bir rehber konumundan hizmet sağlayan bir elemana dönüştürülmesine yol açmaktadır.
ANOMALİ VE KURALSIZLIKLAR
Toplumsal değerlerin hızlı bir şekilde değiştiği, ancak yerine yenilerinin konulmadığı durumlarda bireyler “kuralsızlık” (anomi) hissine kapılmaktadır. Yaratılan bu boşluklarda öğrenci kendi değer ve adaletini yaratma yoluna gitmektedir.
AİLE YAPISININ ÇÖZÜLMESİ (DAĞILMASI)
Ailelerin disiplin, kültür ve etik değerler aşılama rolünün zayıflaması, çocukların dürtü kontrolü düşük bireyler olarak yetişmesine neden olmaktadır. Çocuğun yetişmesinde sorumluluğu tamamen okula ve öğretmene yükleyen ebeveyn tutumları çatışma zeminini güçlendirmektedir.
KUTUPLAŞMA
Farklı eğitim modelleri (özel okullar, dini eğitim veren okullar ve devlet okulları) arasındaki eşitsizliklerin artması toplumda kültürel ve ekonomik temelli bir ayrışmayı derinleştirmektedir.
DİJİTAL MECRADA VE MEDYADA ŞİDDETİN NORMALLEŞTİRİLMESİ
Ana akım medya, sosyal medya, dijital oyunlar ve sokak kültürü aracılığıyla şiddetin sorun çözme aracı olarak sunulması; gençlerin zihinlerinde şiddeti sıradanlaştırırken güç gösterisi ve akran grupları içinde statü kazanma aracı hâline gelmektedir.
Ülkemizde de siyasi söylemlerle öğretmenin itibarsızlaştırıldığı, öğretmenlerin sürekli suçlandığı politikalar ve toplumsal eğilimler; okullarımızın güvenlikten yoksun, bilinen ideolojilerin uygulandığı, akran zorbalığının ve şiddetin cinayetlere varmadan öğretmene kadar uzanan bir şiddet sarmalı içerisinde olduğunu veriler ve okullardan gelen yardım çağrılarıyla açıkça göstermektedir.
Bizim ülkemizde de bir öğretmenin görevi başında öğrencisi tarafından istenmeyen şiddet eylemlerine maruz kalmaması için siyasi politikalar ve söylemler derhal güncellenmelidir
Fatma Nur Çelik öğretmeni ve daha önceki benzer öğretmen cinayetlerinde hayatını kaybeden tüm öğretmenlerimizi; yaratılan düzen, politikalar ve sistem el birliğiyle katletmiştir.
Okula göndereceğiniz her çocuğa “Öğretmenlerin gölgesine bile saygı gösterin” deyin lütfen.
Kalın sağlıcakla…