Tacan Reynar: Polisi Kim Denetleyecek?
Kıdemli eski Yargıç Tacan Reynar, ülkede devlet eliyle yapılan hukuksuzların en başında “Sayıştaylığın KIB-TEK Raporu” geldiğine dikkat çekti ve polisi işaret etti.
Selda Bektaş
26/04/2023 18:44
Meclis’te dün Başbakan Ünal Üstel muhalefete “Anayasayı delme” çağrısı yaptı. Başbakan her ne kadar, “Biz halkın emrindeyiz, halk ne derse onu yaparız” dese de devleti yönetenlerden daha önce de benzer cümlelerin kullanılması, “hukuk devleti” kavramının sorgulanmasına neden oluyor.
Kıdemli eski Yargıç Tacan Reynar, ülkede devlet eliyle yapılan hukuksuzların en başında “Sayıştaylığın KIB-TEK Raporu” geldiğine dikkat çekiyor.
Çok tartışılan raporla ilgili, “bazı siyasilerin milyon dolarlık yolsuzluk raporunda adı geçtiği, bu nedenle sümen altı edilmeye çalışıldığı” iddia ediliyor.
Uzun süre sessiz kalan ve görev süresi 18 yıla çıkarılmak istenen Sayıştay Başkanı Osman Korahan Yenidüzen’e yaptığı açıklamada, raporun 9 Ocak’ta Başsavcılığa, 17 Ocak’ta da soruşturma yapılması için Polis Genel Müdürlüğü’ne iletildiğini bildirdi.
Kamunun ana gündemi KIB-TEK ile ilgili bu raporun soruşturmasına dair polisten ise hiçbir açıklama gelmedi.
22 Ocak 2018 Afrika gazetesine saldırı davasının kıdemli yargıcı Tacan Reynar, o dönemki istifası ile çok konuşuldu. Unutanlar basit bir arama ile konuyu öğrenebilir. O da ayrı skandalları içinde barından başka bir olay…
[caption id="attachment_26111" align="alignnone" width="2560"]
Kıdemli eski Yargıç Tacan Reynar: Polisi kim denetleyecek?[/caption]
Tacan Reynar: O özgüven kaybolduktan sonra da insanlar bir şeyler çaba sarf etmenin gereksiz olduğuna kanaat getirdi. Eylem yok, artık ses çıkarmak da, isyan da yok.[/caption]
Kıdemli eski Yargıç Tacan Reynar: Polisi kim denetleyecek?[/caption]
HUKUK DEVLETİ KKTC VE HUKUKSUZLUKLAR…
Tacan Reynar, şu anda siyasi arenada mücadeleye girişme arzusunda; bunu da açıkladı. Reynar, “hukuk devleti KKTC’de” yaşanan hukuksuzlukları KIBRISLI’ya anlattı… “Ülkede devlet eliyle yapılan en büyük hukuksuzluk nedir” diye sorsak aklınıza ilk ne gelir? Özellikle polis kaynaklı hukuksuzlukları sıralayabiliriz. Biliyorsunuz son zamanlarda Sayıştaylığın KIB-TEK Raporu ile ilgili bazı iddialar var. “Soruşturmanın tamamlanmadığı ve cezalandırma sürecinin başlatılmadığı” iddiaları var ki bunlar kamuoyuna geldi ve tartışılır oldu. Dolayısıyla sadece bu örnekten bile bakarsak, cezalandırma sürecinin hızlı işlemediğini, yolsuzlukların üzerine gidilmediğini çok rahat görebiliyoruz. Bunun polisten kaynaklandığını da çok açık şekilde görebiliyoruz. Elbette ki savcılığın da zaman zaman kusurları var ama burada esas sorunun polisten kaynaklandığını söylemek lazım.“POLİS FLU BİR ALAN...”
Evet. Dosyanın polise gönderildiği açıklanmıştı. Ancak polisten buna ilişkin bir açıklama da gelmedi. Sizce bu aşamada polis siyasi baskı altında mı? Bu yüzden mi dosya poliste bekletiliyor? Bunu bilmiyoruz. Ancak bildiğimiz, polis askere bağlı. Herhangi bir şekilde bir serbesiyet ve özgürlük alanı yok soruşturma yürütme açısından. Dolayısı ile bunu söyleyemeyiz. Orada flu bir alan var. Ona göre değerlendirmek lazım tüm icraatları. “Sivile bağlı olması demek, siyasete bağlı olmak” demek de değil. Bu çok karıştırılıyor. Bu da ayrı bir tartışma konusu. Siyasiler, Anayasa’yı deliyor mu? Bu noktada neler yapılmalı? Bunu çok net görebiliyoruz. Başbakan’ın “Anayasa bile çiğnenebilir. Çoğunlukla Anayasayı çiğneyeceğiz” diyerek bir şekilde onu ifşa ettiğini; siyasi anlayışın ne olduğunu çok açık şekilde gösteriyorlar. “Anayasayı çiğneyebiliriz. Bir kere delmekle bir şey olmaz” diyen bir anlayışın siyasi tezahürü bunlar. Siyasetçi dilediğini yapabilir mi? Bunu engelleyecek bir mekanizma yok mu? Hukuk devletlerinde vardır. Ancak biz hukuk devleti iddiamızı Anayasamıza koymamıza rağmen “bunu gerçekleştirmek için ne kadar adım attık?” sorusuyla cevaplandırmak lazım bunu. Bu adımı atması gereken de seçtiğimiz kişiler. Burada da vatandaşın sorumlulukları var. Kimi seçeceğine yönelik olarak. Bu anlayıştaki birini seçmemesi lazım. Siyasi bilinç önemli bu noktada.22 OCAK İLE BAŞLAYAN SÜREÇ…
Yaşanan hukuksuzluklara dair Sayıştalık Raporu’nu ortaya koydunuz. Başka neler yaşandı? Son 4-5 yıl içinde çok şey yaşadık. 22 Ocak 2018 olayları (Afrika gazetesine saldırı) ile gelen bir süreç var. Kıbrıslı Türklerin iradesine, siyasetine, kültürüne, hukuk sistemine yönelik o saldırının, taarruzun başlangıcı olarak görebiliriz. Ondan sonra gelenlere baktığımızda da bir şekilde Türkiye ile bir benzeşme görüyoruz. Medyaya yapılan saldırılardan, yayın yapamaması durumunun ortaya çıkması, gazetecilere açılan soruşturmalar, Kıbrıslı Türklerin artık Türkiye’ye alınmama süreçlerinin başlaması; hep bunlar kontra olarak geldi. Cumhurbaşkanı’nın değişmesi ile beraber siyasilere, gazetecilere açılan davalar çoğaldı… Artık kimin Türkiye’ye girip giremeyeceğini bilemiyoruz. Gazeteci veya sade bir vatandaş olun, yazdığınız herhangi bir ifadeden dolayı özgürlüğünüzü kullandığınız için cezalandırılabiliyorsunuz. Seyahat özgürlüğünüz dahi engellenebiliyor. Bu bir şekilde sindirme ve cezalandırma hareketi. 22 Ocak’la birlikte bunun bir ivme kazandığını düşünüyorum. Türkiye’deki siyasetle beraber, Kıbrıslı Türklere bakış değişti. Siyasetine, kültürüne, Meclis’teki yapısına kadar… Artık kukla siyasetçiler tarafından yönetilen bir idari yapıdan bahsedebiliyoruz.“POLİSİ KİM DENETLEYECEK?”
Bu süreçlerden yargıya geçersek, yargının bağımsız olduğunu düşünüyor musunuz? Bağımsızlık sorunu olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu sistem içerisinde, “çatı” dediğimiz şey “hukuk sistemi”. KKTC’nin kurulduğu sistemin aslında meşruiyet anlamında ciddi sıkıntıları var. Dolayısıyla bunun içerisinde bir kurum olan yargının da sorunları var. Onu her şeyden bağımsız bir biçimde düşünemeyiz. Yargı, herhangi bir siyasi parti ayrımı yapmadan davalarını görüyor. Buradaki esas problemin ne olduğunu hiçbir zaman unutmayalım. O nedenle ilk başta polisten bahsettik. Bugün başınıza bir şey gelse, şikayetinizi polise yapıyorsunuz. Polis kime bağlı? Sivil olmayan yerlere bağlı. Peki, polisi kim denetleyecek? Denetleyecek hiçbir kurum yok. Savcılığa bakıyorsunuz; polis tahkikatını yapıyor savcılığa aksettiriyor, savcılık dosyayı inceliyor gerçekten dava açılabilecek mi diye, eğer eksiklik görüyorsa geri gönderiyor, polis incelemesini tamamlayıp tekrardan savcılığa gönderiyor. Aslında savcılığın denetlemesi dosya bazında. Polis işini yapmazsa, savcılığın o noktada bazı kısıtlamaları var. Ancak işler de orada sıkışıp kalıyor. Daha geçen gün Sayın Abdullah Korkmazhan, “Ben teminata bağlandım. İki yıldır polise gidip ispatı vücut yapıyorum. Benim aleyhime henüz bir dava açılmadı” açıklaması yaptı. Sıkıntı burada; Bütün bu teminat aşamaları… Önce makul bir şüphe ile insanları mahkemeye çıkarma, ardından teminata bağlama ve ardından geçen yıllar, tamamen bir cezalandırma amacı güdüyor. Bunun bilinçli yapıldığını düşünüyorum. Bu süreç aynı zamanda bir işkenceye de dönüşür. Esas problemin polis ile savcılık arasındaki bağlantıdan kaynakladığını düşünüyorum. [caption id="attachment_26112" align="alignnone" width="1200"]
Tacan Reynar: O özgüven kaybolduktan sonra da insanlar bir şeyler çaba sarf etmenin gereksiz olduğuna kanaat getirdi. Eylem yok, artık ses çıkarmak da, isyan da yok.[/caption]