İran savaşı petrol fiyatlarını bilinçli mi yükseltti? Tartışmalı analiz gündemde

Cambridge Üniversitesi’nden Helen Thompson, İran savaşıyla yükselen petrol fiyatlarının tesadüf değil, ABD’nin enerji ve jeopolitik stratejisinin parçası olabileceğini öne sürdü.

Kıbrıslı Gazetesi
13/04/2026 08:52
İran savaşı petrol fiyatlarını bilinçli mi yükseltti? Tartışmalı analiz gündemde

İran savaşı sonrası küresel piyasalarda oluşan tablo, şimdiye kadar ağırlıklı olarak “stratejik hata” ya da “kontrolden çıkan kriz” olarak yorumlanıyordu. Ancak yeni bir analiz, bu yaklaşımın eksik olabileceğini ortaya koyuyor.

Cambridge Üniversitesi siyasal ekonomi profesörü Helen Thompson’a göre, savaşın sonuçları yalnızca askeri ya da diplomatik gelişmelerle açıklanamaz. Thompson, yaşananların arkasında enerji ve kaynak rekabetine dayalı daha geniş bir stratejik çerçeve olabileceğini savunuyor.

ENERJİ FİYATLARI STRATEJİNİN MERKEZİNDE

Thompson’a göre ABD yönetimi, küresel enerji fiyatlarını yüksek tutmayı bilinçli bir politika aracı olarak kullanıyor olabilir. Bu yaklaşımın temelinde ise Çin ile süregelen rekabet yatıyor.

Çin ekonomisi büyük ölçüde enerji ithalatına bağımlı. Bu nedenle petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki artış, doğrudan üretim maliyetlerini yükseltiyor ve büyümeyi baskılıyor. Buna karşılık ABD, son yıllarda net enerji üreticisi konumuna geçtiği için yüksek fiyatlardan ekonomik olarak fayda sağlayabiliyor.

Bu durum, enerji piyasalarının artık yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda jeopolitik bir silah haline geldiğine işaret ediyor.

HÜRMÜZ BOĞAZI KRİZİ TESADÜF MÜ?

Dünya petrol arzının yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı, bu stratejinin en kritik noktalarından biri olarak öne çıkıyor.

Savaş sonrası bölgede artan riskler, sigorta şirketlerinin çekilmesine ve sevkiyatın zorlaşmasına yol açtı. Bu gelişme petrol akışını sınırlayarak fiyatların yükselmesine neden oldu.

Thompson’a göre bu durum, yalnızca İran’ın hamlelerinin sonucu değil; aynı zamanda ABD’nin müdahale etmeme tercihinin de bir yansıması olabilir. ABD’nin tanker sigortası gibi çözümlerden geri adım atması, enerji akışının bilinçli olarak sınırlı tutulduğu yorumlarına yol açıyor.

ABD EKONOMİSİ KAZANÇLI ÇIKIYOR

Veriler de bu görüşü destekler nitelikte. Savaşın başlangıcından bu yana ABD’de işlem gören enerji şirketlerinin piyasa değeri yaklaşık 93 milyar dolar arttı

Sektörün 2026 yılı gelir beklentileri 1,9 trilyon dolardan 2,1 trilyon dolara yükselirken, net kâr tahminlerinde de yüzde 22’lik artış yaşandı.

Bu tablo, yüksek enerji fiyatlarının ABD ekonomisinin belirli kesimleri için ciddi bir kazanç yarattığını gösteriyor.

ÇİN’E KARŞI YENİ CEPHE: ENERJİ

ABD ile Çin arasındaki rekabet yalnızca ticaret ya da teknoloji alanında değil, enerji üzerinden de şekilleniyor.

Özellikle yapay zeka gibi yüksek enerji tüketen teknolojilerin ön plana çıkması, enerji maliyetlerini stratejik bir unsur haline getiriyor. Enerji fiyatlarının yükselmesi, Çin’in bu alanlardaki rekabet gücünü dolaylı olarak zayıflatabilir.

Bu nedenle enerji piyasaları, küresel güç mücadelesinin yeni cephelerinden biri olarak değerlendiriliyor.

İRAN’IN YENİ GÜCÜ: KONTROLLÜ BASKI

Analizde dikkat çeken bir diğer unsur ise İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki fiili kontrolü. Bu durum Tahran yönetimine önemli bir ekonomik ve stratejik avantaj sağlıyor.

Uzmanlara göre İran’ın bu gücü tamamen kesintiye yol açacak şekilde kullanması beklenmiyor. Bunun yerine, petrol geçişlerinden düşük maliyetli ancak sürekli gelir sağlayacak bir “geçiş ücreti” modeli daha olası görülüyor.

Bu yaklaşım, hem gelir yaratırken hem de uluslararası tepkiyi sınırlı tutmayı hedefleyen rasyonel bir strateji olarak değerlendiriliyor.

PETROL FİYATLARI YÜKSEK KALABİLİR

Piyasalarda petrol fiyatlarının önümüzdeki dönemde düşeceği yönünde beklentiler bulunsa da, mevcut jeopolitik tablo bu öngörüleri belirsiz hale getiriyor.

Uzmanlara göre enerji arzına yönelik risklerin devam etmesi, fiyatların uzun süre yüksek kalmasına neden olabilir.

Bu durum, yalnızca enerji piyasalarını değil; enflasyon, büyüme ve küresel ticaret dengelerini de doğrudan etkileyebilecek potansiyele sahip.

SONUÇ: YENİ BİR JEOPOLİTİK DÖNEM Mİ?

Thompson’ın değerlendirmesi, İran savaşının yalnızca bölgesel bir kriz değil, küresel güç dengelerini yeniden şekillendiren daha geniş bir stratejinin parçası olabileceğine işaret ediyor.

Eğer bu analiz doğruysa, enerji fiyatları artık yalnızca piyasa koşullarının değil, büyük güçler arasındaki rekabetin de bir sonucu olarak şekilleniyor.

Bu da önümüzdeki dönemde enerji piyasalarının daha oynak ve daha politik hale geleceğini gösteriyor.