Eğitimde yeni dönemin sorunları: Ekonomi, zorbalık ve okul güvenliği
2026-2027 Eğitim ve Öğretim Yılı’na damga vuracak okul olayları; ekonomik sorunlar, zorbalık ve okul içi güvenlik konuları olacaktır.
Ozan Çoli
KIBRISLI’da “Kamusal Eğitim” köşemizden yeniden sizlerle birlikte olarak, kamusal eğitimde ele alınmayan sorun ve olayları irdelemeye devam ediyoruz.
Eğitim ve öğretim günlük hayatta sıkça birbirinin yerine kullanılır. Ancak bu kavramlar, aralarında çok temel farklar bulunan iki ayrı temel kavramdır.
Eğitim sözcüğü, öğretimi de içine alan çok daha geniş ve hayat boyu süren bir süreci anlatırken, öğretim sözcüğü genellikle okullarda veya dersliklerde gerçekleştirilen bilgi aktarma sürecidir.
Eğitim, insan hayatının tamamını kapsayan; okulda, toplumda, sokakta, evde, iş yerinde ve kültürel yaşamda şekillenen, ömür boyu süren bir süreçtir. Burada amaç, kişiye istendik davranışlar kazandırmak, karakter gelişimini yönlendirmek, toplumsal yapıya uyum sağlamasına katkıda bulunmak, ahlaki ve sosyal yönlerini desteklemektir.
Öğretim ise eğitimin bir alt sürecidir. Planlı olarak okul ve derslik gibi resmî yapılarda gerçekleştirilir. Burada amaç, belli bir alanda bilgi vermek, akademik beceri ve mesleki formasyon kazandırmaktır. Öğretim, belli zaman dilimleriyle sınırlıdır (ilkokul, ortaokul, lise ve üniversite).
Sonuç olarak öğretimde sadece bilgi edinilirken, eğitimde öğrenilen bilgilerin yaşamda nasıl kullanılacağı, ahlak ve insan hayatına katkısı ve toplumsal uyum gibi konular öğrenilmektedir.
Yazıma başlarken bana çağrışım yapan bu iki kavramı açıklama ihtiyacı duydum. Çünkü ülkemizde gerek kamusal alanlarda gerekse medyada bu iki kavramın birbirinin yerine kullanıldığını görüyoruz.
Ülkemizdeki eğitim sistemini yönetenlerin de bu iki kavram arasındaki farklılıkları bilerek işi daha bütünlüklü ele alıp yönetmesinin zaruri bir ihtiyaç olduğunu vurgulamak istedim. Çünkü bugün okullarımızda sadece bilgi, yani öğretim yapılıyor. Öğrenilen bilginin hayatta nasıl kullanılacağı, ahlaki yönleri, karakter kazandırma ve kültürleme gibi eğitsel konuların okullarımızda kazandırılması, müfredatlarla terk edilmiş veya hayatın olağan akışına bırakılmıştır.
Böyle olunca, zaten kozmopolit (farklı ulus, ırk, din ve kültürlerden oluşan) bir toplumda ahlak, erdem ve kültür gibi insanlık için çok gerekli kavramlar farklı toplumsal kitlelere ve sokaklara bırakılmış olmuyor mu?
Yani eğitimin yaşam boyu süren ve toplumsal yapıyı kapsayan yönü bizim sistemimizde öğretilmiyorsa, bu konulardaki toplumsal serzenişlerde (toplumsal travmalar, yaralanmalar, şiddet, kabuslar) ortaya çıkan sorunlar olaylara özel kalmakta ve tekrarlanmaktadır.
Dolayısıyla toplumsal travmalarımızdan, yaralarımızdan ve bizi ne gün bulacağı belli olmayan kabuslardan kurtulmak için eğitim sistemimizi çağdaş ve topluma hizmet edecek şekilde yeniden planlamalıyız.
2026-2027 öğretim yılına gelecek olursak, başlığımızda da belirttiğim gibi ekonomik sorunlar damga vuracak diyoruz ya; daha okullar açılmadan öğrenci taşımacılığı konusunda Eğitim Bakanlığı ile KAR-İŞ öğrenci taşıma ücretleri konusunda anlaşamıyor ve yedi gündür öğrenciler otobüsleri kullanamayarak ya okula gelemiyor ya da aileler, zaten yoğun olan trafikte cebelleşerek çocuklarını okula götürüyor. Böylelikle daha okullar açılır açılmaz eğitimde ilk ekonomik sorun kendini gösteriyor.
Peki, biz bunu bilmiyor muyduk? Biliyorduk. Çünkü genel bütçeden eğitime ayrılan pay her geçen yıl düşürülerek, 2013 yılında yüzde 14,20 olan eğitim bütçesi oranı, 2026 yılına gelindiğinde 2,05 puan kesilerek yüzde 12,15’e düşürülürken, eğitimde ekonomik sorunlar yaşanacağı gün gibi aşikârdı. Hem de öğrenci sayısı bu yıllar içerisinde yüzde 14 artarken. Dolayısıyla okullarımız bu yıl velilerimizin cebine daha çok el atmak zorunda kalacaktır.
Okullarda yaşanacak olaylara gelecek olursak, inşaat ve şantiye halindeki okullar da yaşanacak olayları beslemektedir. Okullarımızın fiziki yapıları ve altyapısı bugün için eğitim ve öğretim faaliyetlerinin sağlıklı, güvenli ve nitelikli bir şekilde sürdürülmesine yeterli değildir.
Okullarımızın güvenlikten yoksun olduğu, toplumsal bir şiddet sarmalının içerisinde kozmopolit bir aile yapısından gelen öğrencilerin okullara doluşturulduğu, disiplin kurallarının bile güncellenmediği, mevcut kuralların dahi siyasi saiklerle uygulanmadığı bir okul ortamında; ekonomik sorunlar yaşayan aileler, eğitimin ticari bir metaya dönüştürülmesi ve öğrenciler arasındaki fırsat eşitsizlikleri (üniformadan ayakkabıya, kantindeki alışverişten sosyal alanlardaki farklılıklara kadar) alt gelir gruplarındaki gençleri ve çocukları davranış bozukluklarına itmekte ve sonuç olarak “akran zorbalığı” okulların en büyük sorunlarından biri haline gelmektedir.
Mevcut durumda okullar öğretmensiz bırakılmakta, eğitim bütçesi yetersiz tutulmakta, öğrenciler ve öğretmenler sıcakta ve soğukta konteyner sınıflara mahkûm edilmekte, çocuklarımız yetersiz beslenme koşullarında akşama kadar okula mahkûm edilmektedir.
Sonuç olarak çocuklarımız, yetersiz ve sağlıksız beslenme koşullarıyla, güvenli ve nitelikli eğitim ve okul ortamlarından uzakta bırakılmakta; toplumun geleceği mağdur edilmektedir.
Sonuçlarla uğraşmak bizi daha iyi bir geleceğe götürmüyor. Falcı değilim ama eğitimde sadece genel kavramlara, bütçeye ve içeriğe bakarak bizi nelerin beklediğini sizlerle adım adım paylaşabilirim. Ancak asıl olan, okullardaki biricik çocuklarımızı nelerin beklediğidir. Çocuklarımızı ve toplumumuzu dünyada daha iyi bir konuma nasıl getirebileceğimizin planlamasını konuşmalıyız.
Kalın sağlıcakla…