Hindistan’dan Fransa’ya Z kuşağı protestoları: Gençlerin artan değişim talebi
Son birkaç yılda dünyanın farklı bölgelerinde ortaya çıkan Z kuşağı hareketleri, gençlerin ekonomik güvencesizlik, eşitsizlik, yolsuzluk ve siyasi dışlanmaya karşı biriken tepkisini görünür kıldı.
Yonca Özdemir
Son yıllarda pek çok ülkede gençlerin, özellikle de Z kuşağının, örgütlü ya da kendiliğinden gelişen hareketlerle sokaklara çıkarak kitlesel protestolar düzenlediğini görüyoruz. Örneğin, şu sıralar Fransa’da liseliler ayaklanmış durumda ve bu iktidarı ciddi şekilde zorluyor. Genellikle 1997–2012 arasında doğanları ifade eden Z kuşağı (Gen-Z), bugün yaklaşık 14–29 yaş grubunu kapsıyor. Hem üniversitede bu kuşağa ders verdiğim hem de bu kuşaktan iki kızın annesi olduğum için bu konu beni oldukça ilgilendiriyor. Belki sizin evinizde de bir Gen-Z mensubu vardır! Peki, bu gençler ne istiyor? Protestolar ne ölçüde başarılı oluyor? Ülkemizde de benzer bir hareketlilik yaşanabilir mi?
***
Son birkaç yılda dünyanın farklı bölgelerinde ortaya çıkan Z kuşağı hareketleri, gençlerin ekonomik güvencesizlik, eşitsizlik, yolsuzluk ve siyasi dışlanmaya karşı biriken tepkisini görünür kıldı. Özellikle 2024–2026 döneminde yoğunlaşan bu dalgayı tek bir küresel hareket olarak görmek doğru olmasa da, bazı ortak özelliklerinden bahsetmek mümkün. Bazıları eylemlerinde açıkça “Gen-Z” adını kullanırken, Türkiye, Sırbistan ve Fransa gibi ülkelerde gençler daha geniş toplumsal protestoların öncüsü oldu.
Son yıllarda gençlik hareketleri birçok ülkede iktidarları zorladı, ancak sonuçları farklı oldu. Bangladeş’te 2024’te istihdam kotalarına karşı başlayan gençlik protestoları iktidarı devirdi, fakat öğrencilerin partisi 2026 seçimlerinde sınırlı başarı elde etti. Nepal’de Eylül 2025’te sosyal medya yasağı, yolsuzluk ve işsizliğe karşı sokaklara çıkan gençlik iktidarı devirdi; gençlerin desteklediği parti Mart 2026’da seçimleri kazandı. Kenya’da 2024’te gençlerin protestoları sonucu vergi tasarısı geri çekildi; iktidar değişmedi. Madagaskar’da 2025’te protestolar cumhurbaşkanını uzaklaştırdı, ancak askerî yönetim kuruldu. Fas’ta, Endonezya’da, Peru’da ve Bulgaristan’da da 2025’te protestolar yaşandı. Ancak buralarda çok bir değişim olmadı. Bu örnekler, bu protestoların her zaman hükümeti değiştirmekte başarılı olmadığını, ama yine de çoğu yerde önemli siyasi tavizler sağlayabildiğini gösteriyor.
Önemli bir gençlik hareketliliği Sırbistan’da yaşanıyor. Sırbistan’da Kasım 2024’te yeni yenilenen Novi Sad tren istasyonundaki sundurmanın çökmesi sonucu aralarında çocukların ve öğrencilerin de bulunduğu 16 kişinin hayatını kaybetmesi, öğrencilerin öncülüğünde yolsuzluk karşıtı protestoları tetikledi. Başbakan Vučević Ocak 2025’te istifa etti, ancak iktidar değişmedi. Öğrencilerin kendi adaylarıyla katılacağı 25 Ekim’de yapılacak seçimler, hareketin siyasi etkisini sınayacak.
Türkiye’de de bir Z kuşağı eylemliliğinden bahsedebiliriz. Her ne kadar kendilerine Gen-Z hareketi dememişlerse de, 19 Mart 2025’te başlayan protestolar bir Z kuşağı eylemiydi. Bu protestoların tetikleyicisi Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınması ve ardından tutuklanmasıydı. Özellikle de İmamoğlu’nun üniversite diplomasının iptal edilmesiyle kendi diplomalarına da güvensizlik duyan üniversite öğrencileri yürüyüşler, ders boykotları ve sivil itaatsizlik eylemleriyle öne çıktı. Talepler, bir siyasetçinin serbest bırakılmasının ötesinde adalet, demokratik rekabet ve gelecek kaygısıyla ilişkiliydi. Protestolar önemli bir toplumsal mobilizasyon yarattı, ancak bildiğiniz üzere, bir iktidar değişikliğine yol açmadı. Protestoları CHP devraldı ve aslında o günden beri sokaklarda gençlerden çok orta yaşlıları ya da daha yaşlı kuşakları görüyoruz. Ayrıca, gözaltılar, polis müdahalesi ve muhalefet üzerindeki yargısal baskı da sürdü ve sürmeye devam ediyor.
Gelelim şu anda Z kuşağı hareketleri içinde belki de en önemlisi olan Hindistan’daki “Hamamböceği” hareketine. Hareketin arka planında, Mayıs 2026’da tıp fakültelerine giriş sınavı sorularının sızdırılmasına yönelik öfke bulunurken, “Hamamböceği” adıyla örgütlenmesini tetikleyen olay, Yüksek Mahkeme Başkanı’nın işsiz gençleri “hamamböcekleri” diye aşağılayan sözleriydi. Hareket bu ifadeleri mizahla tersine çevirerek hamamböceğini dayanıklılık simgesi yaptı ve kendisine “Hamamböceği Halk Partisi” ismini verdi. Bu protestolar Temmuz’da eğitim bakanının istifasına yol açtı. Şimdi hareket, seçmen listelerinin düzenlenmesinin iktidarı kayırdığı iddiasıyla seçim komisyonu başkanının da istifasını istiyor. Hafta sonu polis, Hamamböceği hareketinin lider kadrolarına yönelik yoğun gözaltılar yaptı ama gösteriler hâlâ sürüyor. Bu şimdiye dek Modi yönetimine karşı ortaya çıkmış en güçlü direniş.
Geçtiğimiz hafta gündemdeki en önemli Z kuşağı eylemi ise şüphesiz Fransa’daki lise protestolarıydı. 21 Eylül 2026’da Paris’in bir banliyösünde öğretmen eksikliğine karşı başlayan lise protestoları tüm ülkeye yayılmış ve liselerin bir kısmında eğitim durmuş durumda. Öğrenciler kalabalık sınıflara, öğretmen eksikliklerine, yıpranmış binalara, uzun ders saatlerine ve yeni üniversiteye geçiş sisteminin yarattığı kaygılara tepki gösteriyor. Bu sorunların özellikle dezavantajlı bölgelerde yoğunlaşması, eğitimdeki fırsat eşitsizliğini ortaya koyuyor. Nitekim, varlıklı aileler özel okul ve ek derslerle eksiklikleri telafi edebilirken, düşük gelirli ailelerin çocukları kamu eğitimine daha fazla bağımlı. Öğrenciler üniversiteye girişte benzer ölçütlerle değerlendirilse de eşit koşullarda hazırlanmıyor. Polisin aşırı müdahalesi ve bunun sonucu yaşanan ağır yaralanmalar, fırsat eşitliği taleplerine devlet şiddetine yönelik tepkiyi de ekledi. Hükümet çözüm sözü verse de gençleri ikna edebilmiş değil. Bu da artık seçime hazırlanan Macro hükümetini oldukça zorlayan bir durum.
***
Peki, farklı ülkelerdeki bu gençleri birleştiren nedir?
Bu hareketlerin en önemli ortak yönü, gençlerle mevcut siyasi kadrolar arasındaki “temsil açığı”. Bugün siyasetin karar alma mekanizmalarında ağırlıklı olarak önceki kuşaklar yer alırken, birçok genç kendi ihtiyaçlarının ve gelecek kaygılarının bu kadrolar tarafından yeterince anlaşılmadığını düşünüyor. Yerleşik partilerin ve siyasetçilerin kendilerini temsil etmediğine, mevcut düzenin daha çok iktidar sahiplerinin ve ayrıcalıklı kesimlerin çıkarlarını koruduğuna inanıyorlar. Buradaki gerilim yalnızca bir yaş farkından kaynaklanmıyor: Gençler, sonuçlarını uzun yıllar yaşayacakları kararlar üzerinde yeterince söz sahibi olamadıklarını hissediyorlar. Bu nedenle sokaklara çıkmaları, aynı zamanda kendi geleceklerini belirleyen siyasete katılma ve seslerini duyurma talebi olarak görülmeli.
Bu hareketlerin ortak zemininde, gençlerin mevcut düzen içinde kendilerine adil ve güvenli bir gelecek görememesi bulunuyor. Sorun yalnızca işsizlik değil; düşük ücretler ve güvencesiz çalışma koşulları da bağımsız bir yaşam kurmayı zorlaştırıyor. Gençlerden eğitim almaları, becerilerini geliştirmeleri ve rekabetçi olmaları beklenirken, bu çabalar istikrarlı bir işe ve iyi yaşam olanaklarına dönüşmeyebiliyor. Yapay zekânın gelecekteki istihdam olanaklarını daraltabileceği kaygısı da belirsizliği artırıyor. Beklentilerle olanaklar arasındaki bu mesafe, kişisel çabayla yükselme vaadinin inandırıcılığını zayıflatıyor. Öğrencilerin ve yeni mezunların protestolarda öne çıkması bu nedenle şaşırtıcı değil: Tepkileri, ekonomik sıkıntıların yanı sıra eğitim ve çalışmayla daha iyi bir hayata ulaşma yollarının giderek kapanmasına yönelik.
Yolsuzluk ve kayırmacılık bu sorunu daha da ağırlaştırdığından, yolsuzluk konusu da protestolarda öne çıkıyor. Gençler için yolsuzluk, yalnızca kamu parasının çalınması değil; işe, eğitime ve siyasi nüfuza erişimin aile bağlarına, parti üyeliğine veya kişisel ilişkilere bağlı olması anlamına da geliyor. Fırsatlar zaten sınırlıyken bunların ayrıcalıklı çevrelere dağıtıldığı düşüncesi, ekonomik sıkıntıyı siyasi öfkeye dönüştürüyor. Yukarıda verdiğim örneklerin çoğunda tepkiyi büyüten, yalnızca eşitsizlik değil, eşitsizliğin siyasi ayrıcalıklarla üretildiği ve korunduğu düşüncesiydi.
***
Neden bazı hareketler iktidar değişikliği sağlarken diğerleri bunu sağlayamıyor?
Hareketlerin farklı sonuçlarını açıklarken devletin gücü, özellikle de güvenlik aygıtı (polis-asker), önem kazanıyor. Burada belirleyici olan yalnızca kullanılan şiddetin miktarı değil. Polis ve ordunun yönetimle ilişkileri ve baskının siyasi maliyetini taşıyabilme kapasitesi de önemli. Bangladeş’te iktidarın düşmesinde ordunun göstericilere ateş açmayı reddetmesi belirleyici oldu. Madagaskar’da ordunun bir bölümünün taraf değiştirmesi de mevcut yönetimin çözülmesini hızlandırdı. Ama her yerde aynı sonucu görmüyoruz.
Örneğin, Türkiye’de protestolar benzer bir güvenlik aygıtı kopuşuna dönüşmedi. Gözaltılar, polis müdahalesi ve yargısal süreçler katılımın maliyetini artırdı. Hindistan’da da ulaşım ve iletişim kısıtlamalarıyla birlikte gözaltılar, hareketin genişlemesini sınırlamak için kullanılıyor. Yani, yönetimle bütünleşmiş ve koordineli çalışan güvenlik kurumlarının iktidarın protesto dalgasını atlatmasını kolaylaştırdığını görüyoruz. Ancak baskı her zaman aynı sonucu vermez: Ağır müdahale yeni kesimleri harekete katabilir, talepleri radikalleştirebilir ve iktidarın meşruiyetini zayıflatabilir.
Sonuçta bütün bu hareketler, farklı ölçülerde de olsa, ülkelerinin iktidarlarını ciddi biçimde zorladı; yönetimleri gençlerin taleplerine cevap vermeye veya bunları bastırmak için siyasi maliyet üstlenmeye mecbur bıraktı. Bu etki belki de en az Türkiye’de görüldü. Bunda hareketin CHP eksenine kaymasının payı büyük. Ancak artan baskılar ve adaletsizlikler karşısında gençlerin bir noktada yeniden kitlesel tepki göstereceği kanaatindeyim.
Bu arada, güvenlik aygıtını etkili kullanan bir devlet sokakları sakinleştirebilir. Fakat baskı kapasitesiyle toplumsal sorunları çözme kapasitesi aynı değildir. İşsizlik, kayırmacılık, eğitim eşitsizliği ve temsil açığı sürdükçe gençlerin öfkesi de sürecektir. Bu öfke her zaman yeni bir protestoya dönüşmeyebilir; seçimlere, boykotlara, siyasetten uzaklaşmaya veya göç isteğine yansıyabilir. Gençlerin geleceğe ilişkin beklentileri karşılanmadıkça, mevcut sakinliği kalıcı bir rıza olarak değerlendirmek yanıltıcı olur. Temel mesele, gençlerin kendi ülkelerinde adil bir gelecek kurabileceklerine inanmalarını sağlamaktır.
***
Peki, KKTC’de durum nasıl? Okulların durumu malumunuz. Ekonominin durumu da. Yukarıda bahsettiğim Z kuşağını tetikleyen sebeplerin neredeyse hepsi bizde de mevcut. Peki neden henüz benzer bir gençlik hareketi görmedik? Öncelikle, bugüne kadar böyle bir hareketin ortaya çıkmamış olması, ileride de çıkmayacağı anlamına gelmiyor. Ancak gençleri henüz sokaklarda kitlesel biçimde görmememizin birkaç olası nedeninden söz edebilirim.
Bunlardan biri, öğretmen sendikalarının zaten mevcut sorunları gündeme taşıyarak eylemleriyle bunlara dikkat çekmesi. Bu durum, ister olumlu ister olumsuz yorumlayın, gençlerin kendi talepleriyle ayrı bir hareket oluşturma ihtiyacını azaltıyor olabilir. Okulları kötü durumda olan Fransa’daki öğrenciler eylemleri kendileri başlattı ve yaydı; daha sonra sendikaların desteğiyle eylemler genişledi. Sözünü ettiğimiz diğer ülkelerin çoğunda ise sendikalar benzer bir rol üstlenemeyecek kadar zayıf.
İkinci bir neden, “çıkış seçeneği” (exit option) dediğimiz, gençlerin ülkeyi terk ederek burada karşılaştıkları sorunlardan uzaklaşabilme olanağıdır. Özellikle üniversiteye hazırlanan veya üniversite mezunu gençler için bu seçenek önemli. KKTC’deki üniversiteler beklentilerini karşılamıyorsa, gençler yurt dışında eğitim alabiliyor; burada iyi bir gelecek kuramayacaklarını düşünüyorlarsa, başka bir ülkeye yerleşebiliyorlar. Tabii Avrupa Birliği ya da İngiliz pasaportları varsa! Yani, başka pasaporta sahip gençler için yurt dışında eğitim ve çalışma olanaklarına erişim, ülkedeki koşulları değiştirmek için mücadele etmek yerine başka bir yerde yaşam kurmayı mümkün kılıyor.
Ancak bu ülkemiz açısından daha ciddi bir sorunu beraberinde getiriyor: İyi yetişmiş gençlerimiz, bilgi ve becerileriyle burada katkıda bulunmak yerine beyin göçünün bir parçası oluyor. Ülkede kalanların bir bölümü ise bu bozuk düzen içinde ya “kapağı devlete atmaya” çalışıyor ve böylece mesleki gelişim olanaklarının sınırlı olduğu bir çalışma hayatına razı oluyor, ya da aldığı eğitime uygun olmayan işlerde, düşük ücretlerle özel sektörde tutunmaya çalışıyor. Bir yandan da bazı yaşıtlarının yalnızca ailelerinin parti bağlantıları sayesinde nasıl kolayca avantajlar elde ettiğini sorguluyorlar. Dolayısıyla gençlerin sokaklarda görünür olmaması, mevcut düzenden memnun oldukları anlamına gelmiyor.
***
Bu konu önemli, çünkü gelecek gençlerin. Dünyanın her yerinde onlara daha fazla kulak verilmesi gerekiyor ve onlar da var güçleriyle bunu haykırıyorlar. Dünya hızla değişirken, bu değişime en kolay gençler uyum sağlıyorlar, ama olanakları ebeveynlerinden daha kısıtlı. Değişime direnen siyasetçiler ve korumakta ısrar ettikleri sistem ise gençlerin sabrını giderek daha fazla zorluyor.