Tüm dünyada Z kuşağı, eğitim ve geçim başta olmak üzere hükümetlere karşı bayrak açtı
Tüm dünyada refah, artık sadece “daha az tüketmek” meselesi değildir. Barınma, gıda, sağlık, eğitim ve sosyal güvence gibi en temel insani ihtiyaçlara erişim noktasında toplumsal yaşam tehdit altındadır.
Ozan Çoli
Küresel sömürü düzeninin kaotik yöntemlere başvurması ve mevcut ekonomik sistemin parçalanması, toplumsal refahı İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en büyük sistematik tehlikeyle karşı karşıya bırakmaktadır.
Tüm dünyada refah, artık sadece “daha az tüketmek” meselesi değildir.
Barınma, gıda, sağlık, eğitim ve sosyal güvence gibi en temel insani ihtiyaçlara erişim noktasında toplumsal yaşam tehdit altındadır.
Toplumsal refahın bugün karşı karşıya olduğu tehlikeleri, boyutları ve mekanizmalarıyla özetleyerek sıralayacak olursam:
1. “Orta Sınıfın” Tarihsel Çöküşü
Gelir uçurumu giderek derinleşmektedir. Kaotik ekonomik süreçlerden yararlanan küresel elitler ve krizlerden beslenen devasa şirketler (silah, enerji ve büyük teknoloji firmaları), sermayelerini ve kârlarını üçe, beşe katlarken sabit gelirli geniş halk kitlelerinin satın alma gücü her geçen yıl gerilemektedir.
2. Sosyal Devletin Tasfiyesi ve “Savaş Ekonomisi”
Bütçelerin silahlanmaya ayrılması, güvenlik krizleri ve vekâlet savaşları nedeniyle devletler ve yönetenler, eğitim, sağlık, emeklilik ve sosyal yardım hizmetlerine ayrılan kaynakları keserek savunma sanayisine aktarmaktadır. Bu durum, kaynaksız kalan kamusal hizmetlerin çöküşünü hızlandırmaktadır.
Devletler, okullara, sağlık hizmetlerine ve sosyal güvence sistemlerine yapılan yatırımları azaltmakta; toplumların bu hizmetlere erişimi giderek zorlaşmaktadır. İnsanlar, söz konusu hizmetleri piyasadan yüksek bedeller ödeyerek satın almak zorunda bırakılmakta ve böylece toplumsal refah geriletilmektedir.
3. İstihdamın Güvencesizleştirilmesi ve Gelecek Kaygıları
Çok geniş bir konu olduğundan bu konuyu başlıkla bırakıyorum.
4. Sosyal Uyumun Bozulması ve Güvenlik Tehditleri
Refah kaybı, toplumsal öfkeyi tetiklemektedir. Toplumdaki kutuplaşmaların ve suç oranlarının artması da insanların kendilerini güvencesiz hissetmelerine neden olmaktadır.
Dünyada Z kuşağının gerçekleştirdiği eylemler, yukarıda özetlemeye çalıştığım yaşam sorunlarıyla doğrudan bağlantılıdır.
Mevcut kaotik düzende hegemonyacı hükümetler ve şirketler, geniş halk kitlelerini yalnızca ekonomik olarak yoksullaştırmakla kalmamakta, aynı zamanda insanların geleceğe dair umutlarını da körelterek onları güvencesiz ve sürekli hayatta kalma (survival) modunda yaşamaya zorlamaktadır.
Z kuşağı gençleri, kendilerini güvende hissetmemeleri ve geleceklerine ilişkin kaygıları nedeniyle harekete geçmek zorunda kalmıştır.
Gençler, bir yandan geçim ve barınma sıkıntılarına, diğer yandan eğitimde yaşanan sorunlara karşı mücadelelerini yükseltmeye karar vermişlerdir.
Bizim ülkemizde de son dört yıldır, başta Eğitim Bakanlığı olmak üzere hükümetin, dogmatik eğitim anlayışına ve tarikat yurtlarına ağırlık vererek gençleri günlük yaşam kaygılarından uzaklaştıracak eğitim uygulamalarına hız vermesi, gençleri dinî konularla uyutma çabasından başka bir şey değildir.
Ülkemizdeki devlet okullarının altyapı sorunlarından güvenlik ihtiyaçlarına, konteyner sınıflara mahkûm edilen binlerce öğrenciden sahte tam gün eğitim masalına, öğretmen ve idareci eksikliklerinden Anayasa'da güvence altına alınan laik ve bilimsel eğitim anlayışından uzaklaştırılan öğretim müfredatlarına kadar pek çok sorun bulunmaktadır. Bu sorunlar karşısında başta Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası (KTOEÖS) olmak üzere, Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası (KTÖS) ve diğer sendikalar ile sivil toplum örgütlerinin yaptığı uyarılar, gerçekleştirdiği grevler ve düzenlediği eylemler, eğitimde yaşanan sorunların boyutlarını ortaya koymaktadır.
Anayasa'yı ve eğitim mevzuatını hiçe sayan, yönetim kurallarını saf dışı bırakan Eğitim Bakanı'nın defalarca istifası istenmesine rağmen ilgili bakanın öğretmenlerle ve sendikalarıyla uğraşma yolunu seçmesi, kendisine biçilen rolün kuklası olmasından kaynaklanmaktadır.
Ancak bugün hesap verme günü gelmiştir. Halkın huzuruna çıkıp yeniden seçilmek istemektedir. Hesapların kapatılıp kapatılmayacağını seçim sonucunda hep birlikte göreceğiz.
Savoylu filozof ve diplomat Joseph de Maistre, 1811 yılında Fransızca olarak kaleme aldığı eserinde şu meşhur sözü yazmıştır:
“Her millet, layık olduğu şekilde yönetilir.”
Tüm dünyada hükümetlerin halkı göz ardı eden uygulamalarından kaynaklanan sorunlar, öyle görünüyor ki bugün sokakta çözülecektir.
Avrupa'dan Brezilya'ya, Hindistan'dan Arjantin'e kadar pek çok ülkede, 50'den fazla şehirde benzer nedenlerle yüz binlerce kişinin katıldığı sokak protestoları gerçekleştirilmektedir.
Özetle, sokaklardaki insani protestolar şirketleri, ülkeleri ve dünyayı bir günde değiştirmeyecektir. Ancak halkların elindeki en büyük ve meşru baskı araçlarından biri olan, birlikte sokağa çıkarak hak arama hakkının, tarihsel süreçte yaşam koşullarını değiştirmenin etkili yöntemlerinden biri olduğu kanıtlanmıştır.
Doğru strateji, kitlesel kararlılık ve somut taleplerle birleştiğinde, “geçim ve eğitim” gibi hayati konularda hükümetleri ve yönetenleri dönüşüme zorlamanın, sonuç alıcılığı tarihsel olarak kanıtlanmış en etkili yollarından biri hâline gelmektedir.
Tüm dünyadaki Z kuşağı gençlerini ve bu gençler gibi düşünüp hisseden ihtiyar delikanlıları, geçim, barınma ve eğitimdeki sorunların çözülmesi için verdi