Toplum neden öfkeli? Anketten çarpıcı sonuç: Birikmiş çaresizlik

Prologue Consulting Direktörü Mine Yücel, Eylül 2026 anket sonuçlarının toplumda artan öfkenin nedenlerine ilişkin önemli bulgular ortaya koyduğunu belirtti. Yücel, gelecek beklentisinin bozulması, adaletsizlik duygusu, kurumlara güvensizlik, kontrol kaybı ve çözülemeyen sorunların toplumda “birikmiş çaresizlik” yarattığını kaydetti.

Kıbrıslı Gazetesi
29/09/2026 11:11
Toplum neden öfkeli? Anketten çarpıcı sonuç: Birikmiş çaresizlik

Prologue Consulting Direktörü Mine Yücel, şirketin Eylül 2026 anket sonuçlarından hareketle hazırladığı “Toplumsal Öfke” başlıklı değerlendirmeyi yayımladı.

Son dönemde toplumda artan öfke ve saldırganlığa dikkat çeken Yücel, şiddet olaylarının artması, en basit trafik sorunlarının veya okulda park yeri tartışmasının dahi fiziksel kavgaya dönüşebilmesi nedeniyle toplumsal öfkenin kaynaklarının incelenmesinin önem taşıdığını belirtti.

Yücel, toplumsal öfke ve şiddeti yalnızca bireylere indirgemenin yanıltıcı olacağını ifade ederek, toplum genelinde insanların öfkeli veya çaresiz hissetmesine neden olan etkenlere odaklanılması gerektiğini kaydetti.

GELECEK BEKLENTİSİNİN BOZULMASI

Anket sonuçlarından hareketle toplumsal öfkenin temel kaynaklarından birinin gelecek beklentisinin bozulması olduğunu belirten Yücel, insanların yalnızca bugünkü durumlarına değil, gelecekte daha iyi bir hayat kurup kuramayacaklarına ilişkin beklentilerine de tepki verdiğini ifade etti.

Çalışanların hakkını alamadığı düşüncesi, ekonominin iyiye gideceğine ilişkin beklentilerin düşük olması ve gençlerin ülkeden ayrılması gibi bulguların ankette de ortaya çıktığını belirten Yücel, ekonomik sorunların zaman içerisinde “gelecek kaybı duygusuna” dönüşebileceğini kaydetti.

ADALETSİZLİK DUYGUSU

Yücel, öfkeyi yalnızca yoksulluğun yaratmadığını, insanların “kurallar herkese eşit uygulanmıyor” düşüncesinin de güçlü bir etken olduğunu belirtti.

Son ankette kullanılan yeni soruların ülkedeki adaletsizlik duygusunun ne derece yaygın olduğunu ortaya koyduğunu ifade eden Yücel, bu algının yaygınlaşması halinde ekonomik sorunların ahlaki ve toplumsal bir adaletsizlik meselesine dönüşebileceğini kaydetti.

YÜZDE 75,4 HÜKÜMETİN SORUNLARI ETKİN ÇÖZEBİLDİĞİ GÖRÜŞÜNE KATILMIYOR

Kurumlara güvenin aşınmasını da toplumsal öfkenin kaynakları arasında gösteren Yücel, ankete katılanların yüzde 75,4’ünün hükümetin ülkedeki sorunları etkin bir şekilde çözebildiği yönündeki ifadeye katılmadığını belirtti.

Kurumlara güven azaldığında insanların sorunlarını çözmek için başvurabilecekleri meşru kanalların da zayıflayabileceğine işaret eden Yücel, bu durumda “sorun, başvuru, sonuçsuzluk, hayal kırıklığı ve öfke” şeklinde bir döngünün ortaya çıkabileceğini ifade etti.

YÜZDE 67,2: İŞLER KONTROL ALTINDA DEĞİL

Kontrol kaybının da öfkenin önemli kaynaklarından biri olduğunu belirten Yücel, ankete katılanların yüzde 67,2’sinin ülkede işlerin kontrol altında olmadığını söylediğini aktardı.

Yücel, kişinin veya toplumun kendi yaşamı üzerinde kontrol sahibi olmadığı hissinin özellikle uzun süre devam eden ekonomik, siyasi veya toplumsal sorunlarda önem kazandığını belirtti.

ÇÖZÜLEMEYEN SORUNLAR “BİRİKMİŞ ÇARESİZLİK” YARATIYOR

Ekonomik krizin tek başına belirli bir düzeyde tolere edilebileceğini belirten Yücel, ekonomik sorunlara siyasal belirsizlik, Kıbrıs Sorunu, işsizlik, göç, barınma, kamu hizmetlerinin yetersizliği, liyakat tartışmaları, yolsuzluk algısı, kimlik ve aidiyet sorunları ile sosyal eşitsizliğin eklenmesi halinde toplumda “sorunların hiçbirinin çözülmediği” algısının oluşabileceğini kaydetti.

Yücel, bu durumu “birikmiş çaresizlik” olarak nitelendirdi.

NÜFUS ARTIŞI KAMU HİZMETLERİ ÜZERİNDE BASKI OLUŞTURUYOR

Toplumsal öfkenin kaynaklarının yalnızca ekonomik sorunlar, yönetim sorunları ve Kıbrıs Sorunu ile sınırlı olmadığını belirten Yücel, yıllar içerisinde nüfusun hızla artması ve kamu hizmetleri ile altyapının bu değişime aynı hızda uyum sağlayamamasının da toplumsal memnuniyetsizliği artırabileceğini ifade etti.

Nüfus artışının sağlık, eğitim, ulaşım, konut, altyapı, su, enerji, çevre ve kamu güvenliği gibi alanlarda mevcut kapasite üzerinde baskı oluşturması halinde sorunların vatandaşların günlük yaşamında doğrudan hissedildiğini kaydeden Yücel, özellikle hizmetlere erişimde yaşanan zorluklar, konut ve kiralardaki baskı, trafik, sağlık hizmetlerine erişim ve altyapı yetersizliklerinin “mevcut kaynaklar artan nüfusa yetmiyor” algısını güçlendirebileceğini belirtti.

Yücel, öfkenin temelinde yalnızca nüfusun artmasının değil, nüfus artışının planlanması ve yönetilmesi ile kamu hizmetleri kapasitesinin buna göre geliştirilmemesi düşüncesinin bulunduğunu ifade etti.

“SORUNLAR VAR” ALGISINDAN “SORUNLAR ÇÖZÜLEMİYOR” ALGISINA

Anket sonuçlarının toplumdaki öfkenin yalnızca ekonomik sorunlardan kaynaklanan geçici bir memnuniyetsizlik olarak değerlendirilmemesi gerektiğine işaret ettiğini belirten Yücel, ekonomik sorunların yanı sıra Kıbrıs Sorunu ve ülke yönetimine ilişkin sorunların da toplumun önemli gündemleri arasında bulunduğunu kaydetti.

Ekonomik koşulların yarattığı baskının gelecek beklentilerindeki belirsizlikle birleşmesinin toplumsal öfkenin temel zeminini oluşturduğunu ifade eden Yücel, “Sorunlar var” algısından “sorunlar çözülemiyor” algısına geçişin toplumsal öfkenin daha kalıcı hale gelmesi açısından kritik olduğunu belirtti.

“HEDEF İNSANLARI SAKİNLEŞTİRMEK DEĞİL, ÖFKEYİ ÜRETEN KOŞULLARI AZALTMAK OLMALI”

Toplumsal öfkeyi azaltmaya yönelik politikaların yalnızca ekonomik göstergelerin iyileştirilmesine odaklanmasının yeterli olmayacağını belirten Yücel, nüfus politikası, kamu hizmetlerinin kapasitesi, altyapı yatırımları ve mekânsal planlama arasında daha güçlü bir ilişki kurulması gerektiğini kaydetti.

Nüfus hareketlerinin düzenli ve güvenilir şekilde izlenmesi, kamu hizmetleri üzerindeki etkilerinin ölçülmesi ve kapasite planlamasının gerçek nüfus verilerine dayandırılmasının önemine işaret eden Yücel, öngörülebilirlik, adalet, katılım ve çözüm üretme kapasitesinin güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Yücel, toplumsal öfkenin azaltılmasında temel hedefin “insanları sakinleştirmek” değil, öfkeyi üreten koşulları azaltmak olması gerektiğini belirterek, bunun ekonomik rahatlamanın yanı sıra adalet duygusunun güçlendirilmesi, kurumlara güvenin artırılması, gençlere gelecek perspektifi sunulması ve insanların karar alma süreçlerinde söz sahibi olduklarını hissetmelerinin sağlanmasıyla mümkün olabileceğini kaydetti.

Yücel ayrıca toplumdaki sıkışmışlık duygusunun önemli nedenlerinden biri olarak gösterdiği Kıbrıs sorununun çözümü için adımların sıklaştırılması ve somut sonuçlar alınmasının önem taşıdığını belirtti.